ARADA
Arada kelimesiyle yola çıktım. Arada ne demek? Dünya üzerinde kimler arada diye düşündüm. Balina, yarasa, rüya içinde rüyalar görenler, ne erkek ne de kadın olduğunu hissedemeyenler, göçmenler, intiharın eşiğinde olan insanlar. Sonra yoldan geçen birilerine mikrofon uzatıp arada kelimesini duyunca aklınıza ilk gelen nedir diye sordum. Aldığım yanıtlar: Yoğun bakım ünitesinde günlerce yatan hastalar, aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsem bıyık halleri, evlat ve baba ikileminde arada olduğunu düşünen bir anne(Arabulucu ile karıştırdı sanırım,) ergenlik sürecini yaşayan bir genç, iki erkeğe aşık olmuş bir kadın, iki kadına aşık bir adam, hem kadına hem de erkeğe aşık olmuş bir erkek veya bir kadın, erişkin bir yaşta görme veya işitme duygusunu kaybetmiş insanlar.
Mikrofon yerine elimde fotoğraf makinesi olsaydı, hangi kareyi gördüğümde “İşte arada,” diye haykırır ve deklanşöre basardım, o anı soyutlardım. Aylardır üzerine konuştuğumuz soyut fotoğrafçılık dilinde o anı kâğıda nasıl aktarırdım?
Çıkamadım içinden. Oğlum, Sanatçı Mimar Dr. Onur Ceritoğlu’na da sordum. Arada ve fotoğraf hakkında yorumunu sordum?
“Eğer fotoğraf bir kaza anıysa, fotoğrafçı tanıktır. Kaydedilen an ile somutlaşan hatta Sontag’ın belirttiği gibi buluntu nesne arasında bir aktördür, araçtır. Fotoğraf ve arada kavramıyla ile ilgili ilişkiyi ben böyle okuyorum. Buradan yola çıkarak arada kalan aktörün fotoğrafta nasıl yer aldığı, an nesneye dönüşürken fotoğrafçının fotoğrafın içine nasıl sızabileceğini düşünmek ilginç olabilir." diye yanıt verdi.
'Arada' nın İngilizcesi 'inbetween'. Bir konum belirtiyor. Baskın iki şeyin arasında kalan. Arada kalan baskın iki şeyden daha düşük bir seviyede. Diğerlerine göre daha az güçlü. Belki bununda üstüne gidilebilir. Neyi arada olarak tanımlarsın? Senin için daha tanımlı iki şeyin ortasında kalan olarak tanımlarsın. Çok belirsiz bir konumu çağrıştırıyor. Kaza anı da iki ekstremin birbiriyle çarpışması. İki arabanın çarpışması gibi ama tam olarak değil. İki uç kavramın çarpışması gibi.
Ayrıca aradalık kalınan bir durum. Arada kalmak. Hoş bir şey değil. Kararsızlık. Arada işte. Ayrıca araç. ARA-DA, ARA-Ç”
Bu aralar yoğun bir şekilde öyküler ve öykü üzerine denemeler okuyorum. Öykü dünyası ve egom, aradaki ben, öykü yazmakta erken dönemimle geç kaldığım yaş dönemim arasındayım. Arada hissediyorum. Bu durumumu fotoğrafla soyutlasaydım Salvador Dali’nin 1947 yılında yaptığı Picasso Portresine benzer arada bir Tevfik portresi çıkardı.
Sevim Burak’ın öykülerini hiç okudunuz mu bilmiyorum. Bu sabah "Pencere," adlı öyküsünü okudum. Arada, hakkında bir öykü yazsaydım. Sevim Burak’ın öyküsündeki intihar etmek için damda dolaşan kadın kahramanı, atlayacağı sokaktan intihar edecek kadından habersiz, doğayı talan eden iktidar karşı yürüyen protestoculardan biri ve bir de fotoğraf sanatçısı, kahramanlarım olurdu. İntihar eden kadının, protestocunun üzerine düştüğü an, fotoğraf sanatçısının deklanşöre bastığı an öykü başlardı. İntihar olayı gerçekleşmeden önceki anlar içinde kimler arada kalmıştı? Kurgulamaya başlardım.
Neden Sevim Burak? Öyküde yazım biçimi çok farklıydı. Melek Öztürk’ün Ben bir çocuktum-içinize düştüm- sizinle çevriliyim adlı denemesinde de belirttiği gibi öykülerdeki ses kırılmaları, satır kaymaları, sürekli kırılan, dökülen kelimeler, noktasız cümleler, tekrar edilen ifadeler, bir anda büyüyüp küçülen harfler yazarın zengin dünyasının bileşenleriydi. Sonsuza kadar uzayıp gidecekmiş gibi görünen bu özelliklerin tümü, kimi zaman soyut, kimi zaman da sürrealist bir resim olarak karşımıza çıkıyordu. Bu resmi incelediğimizde ise çeşitli simgeleri gösteren bulgularla karşı karşıyaydık. Sevim Burak ”Kırılmış, dağılmış öz'lerle uğraşıyorum. Bu yüzden, soyut resme büyük bir tutkum var. Hikâyelerimde, soyut resimle ortak yan olduğunu bana kanıtlayan –hattâ bu yolda bana ışık tutan, görmeme yardım eden- Ömer Uluç'un soyut resimleridir,” diyor.
Sevim Burak’la kesiştiğimiz nokta edebiyat dünyasındaki arada halidir. Bakın, Oğlu A. Karaca Borar'a yazdığı bir mektupta, hem bu üzüntüsünü hem de edebiyatı algılayış biçimiyle ilgili önemli ipuçları verir, “Buradakiler homurdanıyorlar “ne biçim edebiyat?” diye ama işte, ben onlara kabul ettirinceye kadar çalışacağım- Toplumsal öykülere, başı sonu ortası olan ezber gibi okunacak ya da ille de Türkiye'nin bir gerçeğini ortaya çıkartacak–idealist-öyküler geçerli-Ben böylesini yazamam… Onun için lütfen ve lütfen anla ki, çok zor bir ortamla karşı karşıyayım.” Aradan kurtulacak.
Moyra Dayve, Fotoğraf & Kaza Üzerine Notlar makalesinde der ki: “Kelime kazaları vardır: böylesi bir duruma alan açtığımızda boşanan, sabah güneşiyle yatakta yatıp dizüstü bilgisayarı kucağa koyarken. Çoğunlukla duyduğum bir şeydi, yakın zamanda roman yazarı Monica Ali, yazarlar olarak “Malzememizi seçmekte özgür değiliz, malzeme bizi seçer.” demiş. Geoff Dyer’ın fotoğrafçılarla ilgili paralellik teşkil eden sözleri vardır: Henri Cartier-Bresson “Fotoğraf sizi çeker,” Arbus “Ben deklanşöre basmam, imge basar,” ve Paul Strand’den fotoğrafın öznelerini seçmekle ilgili olarak “Ben seçmem... Onlar beni seçer.”
Sonuç olarak sevgisizlik, yalnızlık ve korkularımı düşünüyorum. Beni neler seçecek, hangi arada görünecek. Rüya içinde rüyalar görüyorum; fotoğraflar çekiyorum ama uyandığımda yoklar. Gün ışığını, sokakları, doğayı ve nesneleri kullanarak gölge ve yansımalarda elde edeceğim görüntülerde rüyalarımdaki imgelerle karşılacağımı hayal ediyorum ve arada da olsam, fotoğrafını çekeceğime inanıyorum.
Ara(d)a ve ara(f)da sözcüklerinin ses ve anlam benzeşmeleri de bir yol açar mı acaba ? Bu arada, arafta fotoğraflar da ilginç bir seriye başlık olabilir. Sevgilr. Levent A.
YanıtlaSilEvettttt🙂Teşekkür ederim ilginize 💙🌻
Sil