Kayıtlar

Ağustos, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

YENİDEN LİSELİ OLSAM

Resim
Mezun olduğum Kabataş Erkek Lisesi'nin daveti üzerine 50. Mezuniyet Plaketimi almaya Mayıs ayının ilk haftasında gittim. Tören fotoğraflarını sısyal medyada paylaştığımda Sevgili arkadaşım Şenay Özçelik Koca okul derginiz için 'Yeniden liseli olsaydım?' başlıklı bir yazı istedi.  Keşke bugünkü aklım olsaydı,' diye düşündüm. Sınıf arkadaşlarımla sıkı bağlar kurardım. Sınıfta kalma ve hata yapma korkusundan uzak, tiyatro, sinema, fotoğraf, müzik ve edebiyat klüplerinden birine üye olurdum. Okul takımında kros takımından ayrılmaz son sınıfa kadar yarışmalara katılırdım.   Doğa ve farklı şehirlere düzenlenen gezilere katılırdım. Sürekli tüketen bir birey değil katılımcı ve üreten bir genç olmak isterdim.  En önemlisi de kendimi başkalarıyla asla kıyaslamazdım. Liseden mezun olduktan sonra da sınıf arkadaşlarımla da bağımı koparmazdım.  En önemlisi de kendimi başkalarıyla asla kıyaslamazdım. Bununla birlikte 50 yıl sonra biraya geldiğimiz arkadaşlarıma baktığımda iy...

ÖZLEMEK

Resim
"İnsan tanımadığı kişiyi özlemez ya da özleyemez. Çocuklar 0-18 yaş arasında tanışmadığı ebeveyenlerini sonraki yıllarda hani filmlerde olduğu gibi karşılaştığında o uzak ara asla kapanmaz. Çünkü ne kendilerini bilirler ne de sonradan olma ebeveynlerini... Çocuklarınızla iyi zaman geçirin. Tanışın. Onların şansı olun. Göstermelik, ona buna desinler diye yapış yapış yapmacık ilişkilerle birbirinizi kandırmayınız. Gün gelir birbirinizi özlemediğinizi anlarsınız. "

TİLKİ VE KORUK

Resim
 "Tilki erişemediği üzüme koruk dermiş." Aç bir tilki zıpladığında erişemeyeceği, güneşte kızarmış olgun bir salkım üzüme gözünü dikmiş. Erişemeyeceğini bilmiyormuş. Ağzının suyu akarak başlamış sıçramaya bir iki üç, teğet bile geçemiyormuş salkıma. Sıçramaktan nefes nefese yorgun düşmüş, kuyruğu yerlerde sürünüyormuş. Son bir kez bütün gücüyle zıplamış, asmanın gölgesine bir post gibi serilmiş. Etrafına bakmış "Boş ver ya, zaten koruk gibi ekşi görünüyor diye yüksek sesle mırıldanmış." Günümüzde de elalem ne der safsatasına kapılıp başarıyı ulaşamamış kişiler bu amaçlarını ve bu amacı gerçekleştirenleri kötüleyerek itibarsızlaştırma aldı yürüdü. Oysa ulaşacabileceğimize inandığımız üzüm salkımına zıplarsak hem en güzel üzümü kopartacağız hem de elde ettiğimiz başarının tadına varacağız.

BAĞIMLI

Dr. Peter Levine tüm dünyada geçerli saptaması doğru. Alkol duvarını aşan birinin attığı naralar, komşu evlerin balkonlarında yankılanıyor. Uyuşturucu kullanıyor olsa çoktan ihbar edilir, mahalle sükunete kavuşurdu. Ne yazık ki alkol mazur görülüyor. Adam dertli mi, alkolik mi? Dr. Peter Levine alkol ve sigara bağımlılığının tüm dünyada hoşgörüyle karşılandığını söylüyor. Akciğer kanserinden 26 yıl önce kaybettiğim babam “Oğlum bu sigara şöyle bir illet, gece yarısı sigarasız kalsan önüne gelen kişiden istersen, verir,” derdi. Vefatından üç gün önce içemediği sigarayı parmaklarının arasında tutar koklar koklardı. Alkolden yıkılıyor olsam garson alkol vermezse, yan masadan bir duble istesem hayır demiyeceklerine inanıyorum. Uyuşturucu gibi alkol ve sigara bağımlılık yaratır. Bağımlı kişi, isterse her üç bağımlılık da tedavi edilebilir. Çok acı. Çaresiz bir alkoliğin eriyişini seyretmek acı verdi bu gece. Aileye ve çevresine verdiği acılar da çok derin. Beni çok üzdü.

BİLGE KİŞİLER

İçimizdeki çocuk, kendimizle alay edilmesine asla izin vermez. Her ne yaştaysak sınava dönüşen bazı etkinliklerde okul sıralarına dönüveririz.  Rekabet, performans arttırır, ama öğrenmeyi ve ilgiyi değil. Rekabet, kuralları önceden belirlenmiş ehil kişilerin gözetiminde yapılan yarışmalarda keyif verebilir. Rekabet etmek kısa zaman aralıklarında eğlenceli de gelebilir ancak hiç galip gelemeyen birisi için yıkıcıdır.  Kişi, kabul görmediği yerde rekabet etmek yerine, ait olmak istediği ortamı terk eder.  Rekabet yerine işbirlikli etkinlikler ve eşli çalışmalar teşvik edilebilir böylece kişiler kendisini önemli hissedebilir ve dışlanma duygusu yaşamadan katılım gösterebilirler. Kendine saygı, kendimize verdiğimiz değerdir. Ehil kişiler ve yöneticiler kendine sevgi ve saygı duyuyorsa bulundukları herhangi bir ortamda veya etkinlikte, katılımcıları olumlu yönde etkiler; germez. Kendine saygı duyan insanlar rahattır ve bilgedir. Bilge kişiler eleştirmezler, yol açarlarlar....

YAŞAM KOÇU NE DEĞİLDİR?

Resim
 "Nasrettin Hoca bir gün eşekten düşmüş, üşüşmüş başına birçok meraklı insan ve her kafadan bir ses derken; biri - Aman hocam hemen bir doktor çağıralım, demiş. Nasrettin Hoca önce etrafına bir bakınmış, kendini şöyle bir yoklamış, kırığı, çıkığı yok. - Ben doktor istemem. Bana eşekten düşmüş biri gerek..." demiş Ne zaman bu fıkrayı anlatsam Nasrettin Hoca bugün yaşamış olsaydı “Bana bir yaşam koçu gerek” diyeceğini düşünürüm. Nasrettin Hoca bir gün oturmuş bir dalın üstüne, başlamış kesmeye. Aşağıdan geçen bir yolcu Hoca'ya seslenmiş: - Be adam! İnsan oturduğu dalı keser mi? Şimdi düşeceksin Hoca adama aldırmamış; işine devam etmiş. Az sonra dal kırılmış. Hoca, tepetaklak düşmüş.; Düştüğü yerden, yolcunun arkasından bağırmış -Düşeceğimi bildin, ne zaman öleceğimi de söyle bari." Yönetici ve Lider Koçu, ne zaman öleceğimizi elbette bilemez, bununla birlikte iyi bir koç, çölü geçmek isteyen danışanın gereksiz yüklerinin farkına vardıran kişidir. Koçluk sürecinin bitim...

SEVİYOR, SEVMİYOR

SEVİYORUM Kendimi, Beni koşulsuz sevdiğine inandığım yakınlarım ve dostlarımı, Gün kurusunu(Kayısı), Kabak tatlısını, Elde açılmış su böreğini,  Öğrenci olmayı, Kitap okumayı,  Sayfalarımda yazmayı, Film seyretmeyi, Evdeki köşemi, Bir iki dostumla sohbeti, Hâlâ fotoğraf çekmeyi,  Hâlâ Datça’yı, Koçluk yapmayı seviyorum. SEVMİYORUM -mış gibi yapanları,  Narsistleri, Yalaka, cıvık, yalancı, riyakar insanları, Yatıya kalıp misafir olmayı(bir iki dostum hariç), Sıcak yemek olarak kerevizi, zeytinyağlı pırasayı, Güllaçı, Dayatılan her ne varsa, Aptal yerine konmayı, Hem legal hem de illegal silah taşıyanları,  Trafik ve lüzumsuz kuyrukta beklemeyi, Sürpriz yapılmasını, Borçlu olmayı, Faşizm gibi -izmcileri, fanları, biat edenleri  sevmiyorum.  Ahmet Tevfik Ceritoğlu

YAŞ ALMAK

Resim
Hannah Arendt’in işaret ettiği gibi, hakiki cesaret bağırmakta değil, sorumluluk alarak düşünmektedir. Bugün dönüp baktığımda şunu görüyorum: Yaş almak bir kayıp değildir. Yaş almak bir eksilme değildir. Eğer insan kalabilmişse, ölüm karşısında sertleşmek yerine yumuşayabilmişse, yanlışlardan ders alabilmişse, kendinden sonrakine daha şefkatli, daha anlayışlı bakabilmişse, kibri yük olmaktan çıkarabilmişse… Yaş almak, bir geri çekilme değil, bir derinleşme biçimidir. Ve belki de bütün mesele budur. Hannah Arendt (Alman asıllı Amerikalı tarihçi ve filozoftur.) 

DENGE

Resim
"Fransız fizyolojist Claude Bernard denge kavramını organizmada “iç çevrenin değişmezliği” olarak ifade eder ve bu olgu “bedenin sabit bir dahili ortamı koruma eğilimi” şeklinde tanımlar. İnsan vücudundaki kan şekeri konsantrasyonundan, kandaki oksijen ve karbondioksit düzeylerine ve hücrelerdeki su dengesine kadar pek çok biyolojik denge durumu, oldukça dar sınırlar içinde korunmalıdır. Çeşitli bedensel mekanizmalar, bu koşulları belli sınırlar içinde tutma doğrultusunda çalışırlar. Tutulamadığında ise bir dengesizlik, biyolojik rahatsızlık ortaya çıkmaya başlar. İnsan hayatındaki denge ilkesi çok önemlidir.  Psikologlar denge ilkesini fizyolojik dengesizliklerin yanı sıra, psikolojik dengesizlikleri de kapsayacak biçimde genişletmişlerdir. Çünkü herhangi bir psikolojik dengesizlik de, dengeyi yeniden kurmayı hedefleyen davranışı güdüleyecektir. Böylece endişeli, ürkek veya korku içindeki bir kimse, gerilimi azaltmak için bir şey yapmaya bir şekilde güdülenecektir.  Benzer b...

ROZET TAKMA

Resim
Edepsizlik, soysuzluk, gasp etmek, şerefsizlik, iftira atmak, hırsızlık yapmak, yalan söylemek, sağa sola çemkirmek, komplo düzenlemek, aldatmak, başkasının hakkını yemek,  dini istismar etmek tüm bunlar hem günah hem de ahlaksızlıktır.  Yaşamımda gördüğüm en zavallı insanlar üç kuruşa ruhlarını satmış insanlardır.

KAVAL VE LA SESİ

Kelimeleri doğru kullanmak çok önemlidir çünkü yaşamın içinde kelimelerin anlamı sözlük karşılığı değildir, bizim yüklediğimiz anlamlardır. Siyasiler bu yüzden kelimelerle oynar gerçeği her zaman bulanıklaştırırlar. Siyasilerin ne söylediğini değil, kelimelerle neyi söylemek istemediğini anlamak gerekir. Hiç kolay değildir? Örnek: ‘Normalleşme’ yerine ‘geçiş dönemi’, ‘sosyal mesafe’ yerine ‘fiziksel mesafe’ kullanılması doğrudur. Çünkü ‘normalleşme’ eskiye dönmeyi çağrıştırır. Corana virüsünü veya terörde kaybedilen masum insanları unut, eskiye dön diye anlarız. Oysa corona virüsü de terör de bir gerçektir ve artık yaşamımızın bir parçasıdır. ‘Geçiş dönemi’ dersek ekonomik açıdan çalışma düzenine geçerken farkındalığımızın sağlığımızda olduğu bir dönem vurgulanacaktır. Corana virüsü veya terör bir yere gitmiyor. O artık bizle. ‘Sosyal mesafe’ sosyalleşen bireyi çağrıştırır. Sosyalleşen birey konuşur iletişimde ve etkileşimde kalır. Düşünür ve var olduğunun farkına varır. O yüzden sosya...

DOST VE ALGI

Marka, algı yönetimi için keşfedilmiş dahiyene bir yöntemdir. Algı yönetimi, bir markete girdiğinizde liste dışında farkında olmadan sepete koyduğunuz her üründür. Sepete her ne koyduysanız markaları yüzündendir. Bir şekilde zehirleniyoruz, yönetiliyoruz. Oysa kalite bir pazarlama görünenidir. Dost, algı yönetmez. Ölünceye kadar iki ya da üç dostunuz olur. Gerisi arkadaştır. Lay lay lom yaptığımız marka insanlar yani. İki görüşme ile ne dost ne de eş olur. Hele sanaldan gelen arkadaş sanala gider. İnternet üzerinden bırakın dostu arkadaş da çıkmaz eş de. Çünkü sanalda bir çok insan okyanusta yüzen yolunu şaşırmış aysberglerdir. Dost emek, zeka ve zaman ister. Çünkü sevgi ve saygının temeli emektir. Raftaki janjanlı ambalajlı kek arkadaştır. Evde yaptığınız kek dosttur. Ahmet Tevfik Ceritoglu

HEDİYE

Resim
Eşim punch işine sarınca eşe dostu ziyaretlerinde, doğum günlerinde üzerine el emeği ile işlediği çantaları, yastık kılıflarını ve panoları hediye etmeye başladı. İnsanların tepkileri o kadar içtendi ki bakın bana neler hatırlattı: Bir dostumuz, çektiğim bir fotoğrafı yağlıboya çalışmış, ziyaretinde getirdi. Emeğim emeğiyle karşılık bulmuş, çok sevindim.  Bir dostumuz, resim yapmaya başladığında ilk çalışmalarından bir resmi, sonra resim yapmayı ilerletince son çalışmalarından birini özellikle bizim için yapıp göndermişti. Çok mutlu olduk. "Okuduğum ilk andan itibaren sizinle özdeşleştirdim bu kitabı," diyerek bana ulaştıran dostum, can dostum. Can yakınlarımız doğum günümüzü hatırlamış; iki tane tiyatro bileti göndermiş. Çok mutlu olduk. Oyuna gittik çıkışta onlara iyi ki varsınız diye mesaj attık. Bir gün can komşumuz sofraya otururken karpuz kesmişler, kapı çalındı elinde karpuzun yarısı nasıl mutlu olduğumuzu kelimelerle ifade edemem. Eşim de ben de karpuzu çok seviyoruz....