Kayıtlar

2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

YENİDEN LİSELİ OLSAM

Resim
Mezun olduğum Kabataş Erkek Lisesi'nin daveti üzerine 50. Mezuniyet Plaketimi almaya Mayıs ayının ilk haftasında gittim. Tören fotoğraflarını sısyal medyada paylaştığımda Sevgili arkadaşım Şenay Özçelik Koca okul derginiz için 'Yeniden liseli olsaydım?' başlıklı bir yazı istedi.  Keşke bugünkü aklım olsaydı,' diye düşündüm. Sınıf arkadaşlarımla sıkı bağlar kurardım. Sınıfta kalma ve hata yapma korkusundan uzak, tiyatro, sinema, fotoğraf, müzik ve edebiyat klüplerinden birine üye olurdum. Okul takımında kros takımından ayrılmaz son sınıfa kadar yarışmalara katılırdım.   Doğa ve farklı şehirlere düzenlenen gezilere katılırdım. Sürekli tüketen bir birey değil katılımcı ve üreten bir genç olmak isterdim.  En önemlisi de kendimi başkalarıyla asla kıyaslamazdım. Liseden mezun olduktan sonra da sınıf arkadaşlarımla da bağımı koparmazdım.  En önemlisi de kendimi başkalarıyla asla kıyaslamazdım. Bununla birlikte 50 yıl sonra biraya geldiğimiz arkadaşlarıma baktığımda iy...

ÖZLEMEK

Resim
"İnsan tanımadığı kişiyi özlemez ya da özleyemez. Çocuklar 0-18 yaş arasında tanışmadığı ebeveyenlerini sonraki yıllarda hani filmlerde olduğu gibi karşılaştığında o uzak ara asla kapanmaz. Çünkü ne kendilerini bilirler ne de sonradan olma ebeveynlerini... Çocuklarınızla iyi zaman geçirin. Tanışın. Onların şansı olun. Göstermelik, ona buna desinler diye yapış yapış yapmacık ilişkilerle birbirinizi kandırmayınız. Gün gelir birbirinizi özlemediğinizi anlarsınız. "

TİLKİ VE KORUK

Resim
 "Tilki erişemediği üzüme koruk dermiş." Aç bir tilki zıpladığında erişemeyeceği, güneşte kızarmış olgun bir salkım üzüme gözünü dikmiş. Erişemeyeceğini bilmiyormuş. Ağzının suyu akarak başlamış sıçramaya bir iki üç, teğet bile geçemiyormuş salkıma. Sıçramaktan nefes nefese yorgun düşmüş, kuyruğu yerlerde sürünüyormuş. Son bir kez bütün gücüyle zıplamış, asmanın gölgesine bir post gibi serilmiş. Etrafına bakmış "Boş ver ya, zaten koruk gibi ekşi görünüyor diye yüksek sesle mırıldanmış." Günümüzde de elalem ne der safsatasına kapılıp başarıyı ulaşamamış kişiler bu amaçlarını ve bu amacı gerçekleştirenleri kötüleyerek itibarsızlaştırma aldı yürüdü. Oysa ulaşacabileceğimize inandığımız üzüm salkımına zıplarsak hem en güzel üzümü kopartacağız hem de elde ettiğimiz başarının tadına varacağız.

BAĞIMLI

Dr. Peter Levine tüm dünyada geçerli saptaması doğru. Alkol duvarını aşan birinin attığı naralar, komşu evlerin balkonlarında yankılanıyor. Uyuşturucu kullanıyor olsa çoktan ihbar edilir, mahalle sükunete kavuşurdu. Ne yazık ki alkol mazur görülüyor. Adam dertli mi, alkolik mi? Dr. Peter Levine alkol ve sigara bağımlılığının tüm dünyada hoşgörüyle karşılandığını söylüyor. Akciğer kanserinden 26 yıl önce kaybettiğim babam “Oğlum bu sigara şöyle bir illet, gece yarısı sigarasız kalsan önüne gelen kişiden istersen, verir,” derdi. Vefatından üç gün önce içemediği sigarayı parmaklarının arasında tutar koklar koklardı. Alkolden yıkılıyor olsam garson alkol vermezse, yan masadan bir duble istesem hayır demiyeceklerine inanıyorum. Uyuşturucu gibi alkol ve sigara bağımlılık yaratır. Bağımlı kişi, isterse her üç bağımlılık da tedavi edilebilir. Çok acı. Çaresiz bir alkoliğin eriyişini seyretmek acı verdi bu gece. Aileye ve çevresine verdiği acılar da çok derin. Beni çok üzdü.

BİLGE KİŞİLER

İçimizdeki çocuk, kendimizle alay edilmesine asla izin vermez. Her ne yaştaysak sınava dönüşen bazı etkinliklerde okul sıralarına dönüveririz.  Rekabet, performans arttırır, ama öğrenmeyi ve ilgiyi değil. Rekabet, kuralları önceden belirlenmiş ehil kişilerin gözetiminde yapılan yarışmalarda keyif verebilir. Rekabet etmek kısa zaman aralıklarında eğlenceli de gelebilir ancak hiç galip gelemeyen birisi için yıkıcıdır.  Kişi, kabul görmediği yerde rekabet etmek yerine, ait olmak istediği ortamı terk eder.  Rekabet yerine işbirlikli etkinlikler ve eşli çalışmalar teşvik edilebilir böylece kişiler kendisini önemli hissedebilir ve dışlanma duygusu yaşamadan katılım gösterebilirler. Kendine saygı, kendimize verdiğimiz değerdir. Ehil kişiler ve yöneticiler kendine sevgi ve saygı duyuyorsa bulundukları herhangi bir ortamda veya etkinlikte, katılımcıları olumlu yönde etkiler; germez. Kendine saygı duyan insanlar rahattır ve bilgedir. Bilge kişiler eleştirmezler, yol açarlarlar....

YAŞAM KOÇU NE DEĞİLDİR?

Resim
 "Nasrettin Hoca bir gün eşekten düşmüş, üşüşmüş başına birçok meraklı insan ve her kafadan bir ses derken; biri - Aman hocam hemen bir doktor çağıralım, demiş. Nasrettin Hoca önce etrafına bir bakınmış, kendini şöyle bir yoklamış, kırığı, çıkığı yok. - Ben doktor istemem. Bana eşekten düşmüş biri gerek..." demiş Ne zaman bu fıkrayı anlatsam Nasrettin Hoca bugün yaşamış olsaydı “Bana bir yaşam koçu gerek” diyeceğini düşünürüm. Nasrettin Hoca bir gün oturmuş bir dalın üstüne, başlamış kesmeye. Aşağıdan geçen bir yolcu Hoca'ya seslenmiş: - Be adam! İnsan oturduğu dalı keser mi? Şimdi düşeceksin Hoca adama aldırmamış; işine devam etmiş. Az sonra dal kırılmış. Hoca, tepetaklak düşmüş.; Düştüğü yerden, yolcunun arkasından bağırmış -Düşeceğimi bildin, ne zaman öleceğimi de söyle bari." Yönetici ve Lider Koçu, ne zaman öleceğimizi elbette bilemez, bununla birlikte iyi bir koç, çölü geçmek isteyen danışanın gereksiz yüklerinin farkına vardıran kişidir. Koçluk sürecinin bitim...

SEVİYOR, SEVMİYOR

SEVİYORUM Kendimi, Beni koşulsuz sevdiğine inandığım yakınlarım ve dostlarımı, Gün kurusunu(Kayısı), Kabak tatlısını, Elde açılmış su böreğini,  Öğrenci olmayı, Kitap okumayı,  Sayfalarımda yazmayı, Film seyretmeyi, Evdeki köşemi, Bir iki dostumla sohbeti, Hâlâ fotoğraf çekmeyi,  Hâlâ Datça’yı, Koçluk yapmayı seviyorum. SEVMİYORUM -mış gibi yapanları,  Narsistleri, Yalaka, cıvık, yalancı, riyakar insanları, Yatıya kalıp misafir olmayı(bir iki dostum hariç), Sıcak yemek olarak kerevizi, zeytinyağlı pırasayı, Güllaçı, Dayatılan her ne varsa, Aptal yerine konmayı, Hem legal hem de illegal silah taşıyanları,  Trafik ve lüzumsuz kuyrukta beklemeyi, Sürpriz yapılmasını, Borçlu olmayı, Faşizm gibi -izmcileri, fanları, biat edenleri  sevmiyorum.  Ahmet Tevfik Ceritoğlu

YAŞ ALMAK

Resim
Hannah Arendt’in işaret ettiği gibi, hakiki cesaret bağırmakta değil, sorumluluk alarak düşünmektedir. Bugün dönüp baktığımda şunu görüyorum: Yaş almak bir kayıp değildir. Yaş almak bir eksilme değildir. Eğer insan kalabilmişse, ölüm karşısında sertleşmek yerine yumuşayabilmişse, yanlışlardan ders alabilmişse, kendinden sonrakine daha şefkatli, daha anlayışlı bakabilmişse, kibri yük olmaktan çıkarabilmişse… Yaş almak, bir geri çekilme değil, bir derinleşme biçimidir. Ve belki de bütün mesele budur. Hannah Arendt (Alman asıllı Amerikalı tarihçi ve filozoftur.) 

DENGE

Resim
"Fransız fizyolojist Claude Bernard denge kavramını organizmada “iç çevrenin değişmezliği” olarak ifade eder ve bu olgu “bedenin sabit bir dahili ortamı koruma eğilimi” şeklinde tanımlar. İnsan vücudundaki kan şekeri konsantrasyonundan, kandaki oksijen ve karbondioksit düzeylerine ve hücrelerdeki su dengesine kadar pek çok biyolojik denge durumu, oldukça dar sınırlar içinde korunmalıdır. Çeşitli bedensel mekanizmalar, bu koşulları belli sınırlar içinde tutma doğrultusunda çalışırlar. Tutulamadığında ise bir dengesizlik, biyolojik rahatsızlık ortaya çıkmaya başlar. İnsan hayatındaki denge ilkesi çok önemlidir.  Psikologlar denge ilkesini fizyolojik dengesizliklerin yanı sıra, psikolojik dengesizlikleri de kapsayacak biçimde genişletmişlerdir. Çünkü herhangi bir psikolojik dengesizlik de, dengeyi yeniden kurmayı hedefleyen davranışı güdüleyecektir. Böylece endişeli, ürkek veya korku içindeki bir kimse, gerilimi azaltmak için bir şey yapmaya bir şekilde güdülenecektir.  Benzer b...

ROZET TAKMA

Resim
Edepsizlik, soysuzluk, gasp etmek, şerefsizlik, iftira atmak, hırsızlık yapmak, yalan söylemek, sağa sola çemkirmek, komplo düzenlemek, aldatmak, başkasının hakkını yemek,  dini istismar etmek tüm bunlar hem günah hem de ahlaksızlıktır.  Yaşamımda gördüğüm en zavallı insanlar üç kuruşa ruhlarını satmış insanlardır.

KAVAL VE LA SESİ

Kelimeleri doğru kullanmak çok önemlidir çünkü yaşamın içinde kelimelerin anlamı sözlük karşılığı değildir, bizim yüklediğimiz anlamlardır. Siyasiler bu yüzden kelimelerle oynar gerçeği her zaman bulanıklaştırırlar. Siyasilerin ne söylediğini değil, kelimelerle neyi söylemek istemediğini anlamak gerekir. Hiç kolay değildir? Örnek: ‘Normalleşme’ yerine ‘geçiş dönemi’, ‘sosyal mesafe’ yerine ‘fiziksel mesafe’ kullanılması doğrudur. Çünkü ‘normalleşme’ eskiye dönmeyi çağrıştırır. Corana virüsünü veya terörde kaybedilen masum insanları unut, eskiye dön diye anlarız. Oysa corona virüsü de terör de bir gerçektir ve artık yaşamımızın bir parçasıdır. ‘Geçiş dönemi’ dersek ekonomik açıdan çalışma düzenine geçerken farkındalığımızın sağlığımızda olduğu bir dönem vurgulanacaktır. Corana virüsü veya terör bir yere gitmiyor. O artık bizle. ‘Sosyal mesafe’ sosyalleşen bireyi çağrıştırır. Sosyalleşen birey konuşur iletişimde ve etkileşimde kalır. Düşünür ve var olduğunun farkına varır. O yüzden sosya...

DOST VE ALGI

Marka, algı yönetimi için keşfedilmiş dahiyene bir yöntemdir. Algı yönetimi, bir markete girdiğinizde liste dışında farkında olmadan sepete koyduğunuz her üründür. Sepete her ne koyduysanız markaları yüzündendir. Bir şekilde zehirleniyoruz, yönetiliyoruz. Oysa kalite bir pazarlama görünenidir. Dost, algı yönetmez. Ölünceye kadar iki ya da üç dostunuz olur. Gerisi arkadaştır. Lay lay lom yaptığımız marka insanlar yani. İki görüşme ile ne dost ne de eş olur. Hele sanaldan gelen arkadaş sanala gider. İnternet üzerinden bırakın dostu arkadaş da çıkmaz eş de. Çünkü sanalda bir çok insan okyanusta yüzen yolunu şaşırmış aysberglerdir. Dost emek, zeka ve zaman ister. Çünkü sevgi ve saygının temeli emektir. Raftaki janjanlı ambalajlı kek arkadaştır. Evde yaptığınız kek dosttur. Ahmet Tevfik Ceritoglu

HEDİYE

Resim
Eşim punch işine sarınca eşe dostu ziyaretlerinde, doğum günlerinde üzerine el emeği ile işlediği çantaları, yastık kılıflarını ve panoları hediye etmeye başladı. İnsanların tepkileri o kadar içtendi ki bakın bana neler hatırlattı: Bir dostumuz, çektiğim bir fotoğrafı yağlıboya çalışmış, ziyaretinde getirdi. Emeğim emeğiyle karşılık bulmuş, çok sevindim.  Bir dostumuz, resim yapmaya başladığında ilk çalışmalarından bir resmi, sonra resim yapmayı ilerletince son çalışmalarından birini özellikle bizim için yapıp göndermişti. Çok mutlu olduk. "Okuduğum ilk andan itibaren sizinle özdeşleştirdim bu kitabı," diyerek bana ulaştıran dostum, can dostum. Can yakınlarımız doğum günümüzü hatırlamış; iki tane tiyatro bileti göndermiş. Çok mutlu olduk. Oyuna gittik çıkışta onlara iyi ki varsınız diye mesaj attık. Bir gün can komşumuz sofraya otururken karpuz kesmişler, kapı çalındı elinde karpuzun yarısı nasıl mutlu olduğumuzu kelimelerle ifade edemem. Eşim de ben de karpuzu çok seviyoruz....

BEKLENTİLERİN YÜKÜ

Resim
İnsanı en çok beklentileri üzer. Hem kendimizden hem de çevremizden istediklerimiz zamanla ağır bir yüke dönüşür. İnsanız nihayetinde; ya ektiğimizi ya da ektiğimizi sandığımız kadarını geri almak isteriz. ​Ancak beklenti karşılık bulmadığında hayal kırıklığı kaçınılmaz olur; hem kendimizi hem de karşımızdakini yerli yersiz yıpratırız. "Ne ekersen onu biçersin" sözü, insan ilişkilerinde her zaman geçerli değildir. Örneğin, "Saçımı süpürge ettim" diyen biri, fedakarlığını dile getirirken aslında gizli bir beklentinin ağırlığını taşır. Koşullu sevginin temelinde de tam olarak bu yatar. ​Doğa Bile Her Zaman Karşılık Vermez ​Doğa dahi her zaman beklentimizi karşılamaz. Toprağa maydanoz tohumu ekeriz; maydanoz az biter de yanında ayrık otları fışkırır. Emek vermek, ayıklamak ve sabretmek gerekir. ​ Kendimizden beklentilerimiz: Kendimizi bilmekten ve "Gerçekten ne istiyorum?" sorusunu dürüstçe sorgulamaktan geçer. Kendimize karşı objektif olabilmek, do...

KAFKA

Resim
  Önsözde Tezer Özlü karşıladı: Kafka ile yaşamak, acınacak güzelliğimizin en büyük umudu. Şükran Güngör söze katıldı. Ölüm, bir hayata son veriyor; ama bir ilişkiyi bitiremiyor... Kafka’nın Kitabını Değişim adı altında Vedat Günyol, Arif Gelen ve Kâmuran Şipal’da çevirmiş. Ahmet Cemal, oysa Almancada “die Verwandlung”, bir değişimden, değişiklikten çok daha köktenci bir olguyu, bütünüyle değişip başkalaşmayı, bir metamorfoz durumunu dile getiren bir sözcüktür; öyküde Gregor Samsa’nın bir sabah kendini yatağında bir böcek olarak bulması, salt bir değişim değil bir başkalaşım’dır; o, insanlığını koruyarak bazı değişiklikleri geçirmemiştir. Bu nedenle çevirime “Değişim” yerine “Dönüşüm” başlığını seçtim, dedi. David Garnett gözlerimin içine baktı ve Hayvanla yakınlık kurmak insanlarla kurmaktan daha kolay, deyip gözlerini ayırmadan, Özgürlükten ve sorumluluktan korkuluyor. O nedenle insanlar, kendi yaptıkları parmaklıkların ardında boğulmayı yeğliyorlar, dedi. Ahmet Cemal de devam et...

KUMBARA

Resim
İnsan biriktirilmez arkadaş ya da dost edinilir. Para biriktirilir gerektiğinde de harcanır. İnsan biriktirilirse biri gelir, ikisi gider farkında olamayız. İnsan biriktirmek ilerde lazım olur diye yapılan bir eylemdir. Arkadaş edinmek emek ve zekâ ister, dostlarınız varsa dostluğunuzu pekiştiriniz.  Akraba, hısım genel de ne arkadaştır ne de dost, onlar akrabadır ve hısımdır, biriktirilmez doğduğunuzda ya da evlendiğinizde portföyünüze otomatik girerler. Akraba ve hısımlarınızı seçme şansınız yoktur. Yani onlar sürekli kumbarada ya da ceptedir. Harcanmaya veya kullanılmaya hazırdır. Bununla birlikte akraba ve hısımlar içinde gönülden olanlara da rastlanır. İyi gününüzde de kötü gününüzde de her zaman yanınızdadır. İş hayatı mı? Network diyorlar? İş yaşamında network adı altında insan biriktirilir. İş yaşamınızın sonu geldiğinde genelde network dağılabilir. Network içinden çok nadir olsa da bir iki dost edinebilirsiniz.  İnsan kendin...

NE KÖTÜ, NE İYİ; KİME GÖRE

Resim
İyi ya da kötü neyin aşırısının yaşandığı bir yer varsa, terkederim.  İyi ya da kötüyü nasıl anlarsınız? Peki, anladınız aşırı olduğunu nasıl bilirsiniz? Kelimelerin anlamları sizin için ne ifade ettiğini bildiğiniz sürece yaşamı sorgulayabilir, etrafınızda ne olup bittiğinin farkına varırsınız.  Filozof Schopenhauer ne demiş: "Her insan kendi bakış açısının sınırını, dünyanın sınırı sanır."  Geçmiş zaman, oturuyorduk bir kahvenin önünde, biri: "Ben neler yaşadım biliyor musun?" dedi ve susmadı. Anlattı, anlattı, anlattı... "Hayır, bilmiyorum," dedim, derin sustum. Yazar Aldoux Huxley'de oradaydı: "Deneyim başınıza gelen şeyler değildir, başınıza gelenlerle ne yaptığınızdır." dedi. Psikanalist Donald Winnicott söze karıştı: "Olguyu yaşarız ama, deneyimleyemeyiz." Socrates sokaktan geçiyordu laf attı: "Sorgulanmamış hayat yaşanmaya değmez." Sorgulanmamış hayat ne anlama geliyor? Acıdan kaçıp hazza koşarak yaşamak mı? Kendin...

MÜSADE

Resim
İkili ilişkilerde size bilerek veya bilmeyerek sürekli acı veren insanlardan kibarca müsade isteyiniz. Eş, dost, iş arkadaşı, aileden biri de olabilir. O kişinin size acı verdiğini nasıl hissedersiniz? Acı veren kişi, manipulasyon, sürekli şikayet, aşağılama, öfke, kıskançlık, ben dili gibi her nasıl bir yöntem kullanıyorsa sizin aklınızı başınızdan alır.   O kişiye konuşamadıklarınızı, o kişinin söylediklerini ve yaptıklarını sürekli başkalarına anlatırken bulursunuz kendinizi. Her anınızda o kişi vardır. Gölgenizden de beterdir takibi, at sineği gibi yapışmıştır tüm bedeninize ve ruhunuza.  Sevdiklerinizle kaliteli zaman geçirmekten uzaklaşırsınız. O kişi sizi asla konuşmaz ama siz onu rüyalarınızda bile taşırsınız.  Hatırlayınız yarın aniden ölsek ve o hâlâ yaşayacak.

ÇÖP ATMA, DUYARLI OL

Resim
1) ÇÖP ATMA, DUYARLI OL 2) ÇÖP ATMA FARKIN OLSUN 3) OTUZ YILLIK ÇÖPLÜK BİR ENGELLİ TARAFINDAN BU HALE GETİRİLMİŞTİR. ÇÖP ATMAYINIZ. Sonbaharın etkisiyle sahiller, rüzgâr ve yağmurla birlikte organik pisliklerinden arınacaktır. Ya kaybolmayan, plastik atıklar, piknik yerlerinde çalı diplerine sokuşturulmuş, oraya buraya fırlatılmış denize atılmış pet şişeler, cam şişeler, poşetli poşetsiz kakalı çocuk bezleri, prezarvatifler, teneke kutular, hazır yemek ambalajları ne olacak? Georgis Milias’ın bir cümlesi tetikledi yazdıklarımı: “Biz de turistiz sadece öbür turistlerle aynı olmadığımıza inanmak istiyoruz.” “Çöp atma, duyarlı ol,” yeşil, mavinin ortasına dikilmiş çaresiz Datçalı bir vatandaşın sloganı tabelada ve “Çöp atma! Farkın olsun,”duvarda bir slogan.  “Engelli Datçalı İnsan”ımızın sloganı da şöyle: “Otuz yıllık çöplük bir engelli tarafından bu hale getirilmiştir. Çöp atmayınız,”  Kısmen başarılı da olmuşlar.  Duyarlı olmak ne demek acaba? Günümüz Türkiye’sinde kim ki...

ZÜLFÜ YÂRE DOKUNMAK

Resim
Bir paylaşımınız beğenilmedi diye üzülmeyin, zülfü yâre dokunmuşsunuzdur. Jan janlı fotoğraflarla güzellikleri mi öveceğiz her zaman, insan ve insana dair sosyal içerikli eksikler fotoğrafa ve söze düşünce psikolojiniz mi bozuluyor? Gerçekler acıtıyor mu? Sevgili Eşimin dediği gibi gerçeklerle ve kendinle yüzleşmek işimize mi gelmiyor mu?  İnsanoğlu ben de dahil eleştirilmeyi sevmeyiz. Bununla birlikte kişisel veya kurumsal yapılan evrensel yanlışlar da gündeme gelecektir. Özellikle iletişim ve özsaygı konusuna dikkat edeceğiz.  Her kimse(Aile, hısım, akraba, dost, arkadaş vs.) ve her hangi kurumsa(Belediye, bakanlıklıklara bağlı hizmet kurumları, hastane gibi) o zülfü yâre dokunduğunuzda taşa atılan su gibi halka halka o kişiler sizden uzaklaşır. Çünkü suya sabuna dokunmayan, aman değmesin yağlıboya diyenlerin, nemacıların, yandaş takımının ve yakınlarınız diye düşündüğünüz tanıdıklarınızın suskunluğudur bu. Timurlenk bir köye bakılsın diye bir fil verir diye başlayan Nasre...

ÇOCUK

Resim
  Umuttur bir çocuğun gözleri. Sizi içine çeken bir rüya alemidir. Gülümsetir, dünyamızı. Küçük bir dalı araba yapar. Bir sandalyenin arkalığının incecik kenarını da yol. 'Iıııın ıııın' diye yol alır geleceğe. Masumdur, yalanı bilmez. Kendi dünyasında uçar, konar, uçar.  Koşulsuz sevgi, güvenle sarılmak bir çocuğun can suyudur.  Can suyu, yeni dikilen bitkilere verilen ilk sudur. Köklerin toprağa uyumunu sağlar.

SÜRPRİZ

Resim
  “Mantıkta asla sürprizlere yer yoktur.” Ludwig Wittgenstein*  Sürprizin kelime anlamıyla başlıyorum yoruma: 'Hiç beklenmediği için insanı şaşırtarak sevindiren ya da insanın üzüntüsüne yol açan olay.'  Sürprizleri sevmediğimi her zaman söylerim çünkü sürprizi yapan kişinin beklentisi ile sürpriz yapılan kişinin vereceği tepki çoğu zaman örtüşmeyebilir.  Sürpriz yapan kişi, kendine sürpriz yapıldığında ya beklediği biri ya da beklediği bir hediyeyse çok mutlu olabilir. O zaman da sürpriz olmaz. Sürpriz yapan kişi ilerde, o kişi de kendisine sürpriz bir şey yapılsın diye de yapmış olabilir.  Velhasıl sürpriz yapanla yapılan arasında sınırlar önemlidir.   Öyle dostlarım varki onların gönülden sürprizlerini her zaman gülümseyerek hatırlarım.  *Avusturya doğumlu filozof, matematikçi. Mantık ve dil felsefesi konularında yaptığı çalışmalarla modern felsefeye önemli katkılarda bulunmuştur. 20. yüzyılın en önemli filozoflarından sayılır.

DAYATMA

Resim
Hiç kimse bizim tanıdığımız, çok yakın gördüğümüz bir insanı bizim gözümüzden görmek, bizim anlayışımızla değerlendirmek ve o kişiyi bizim gönlümüzden sevmek zorunda değildir. Çok yakınlarımıza ”Bak amcası, teyzesi, dayısı görüyor musun ya da bak deden de, ablan da seni seviyor veya anlıyor,” gibi ilişki yapıştırıcı sözlerin bağlayıcılıktan çok, uzaklaştırıcı, itici bir durum yarattığını düşünürüm. Üstelik bu diyalog o kişi ve diğer çok yakınınız yani üçünüz bir arada konuşurken ya da telefonda iken oluyorsa, bizi Türkçe’den Türkçe’ye tercüme yapıyor durumuna düşürür.  Eğer yakınlaştırmaya çalıştığımız bu iki kişi birbirine ilgi duyarsa, bir şekilde iletişim kurar ve bizim çabamıza, tercümanlığımıza ihtiyaç duymadan iletişim içinde olabilirler. 

SOSYAL MESAFENİ KOY GİTSİN

Resim
● Sen aramazsan aramıyorsa, aradığında da sürekli işi düşüyorsa ve her aradığında seni karamsarlığa iten sohbetler ediyorsa /Sosyal Mesafeni Koy Gitsin ● Dedikodudan besleniyor, zarf atıp özel yaşamından bilgiler alıyor ve o özel bilgilerini olur olmaz kişilerle paylaşıyorsa/Sosyal Mesafeni Koy Gitsin ● Sürekli seni övüyor ya da aşağılıyorsa/Sosyal Mesafeni Koy Gitsin ● Sana ayıracak zamanı yoksa/ Sosyal Mesafeni Koy Gitsin ● Ben böyleyim asla değişemem diyorsa/Sosyal Mesafeni Koy Gitsin ● Maddi ve manevi alma verme dengesinde terazinin ondan yana olan kefesi doluyorsa ya da nalıncı keseri gibi sürekli kendine yontuyorsa/Sosyal Mesafeni Koy Gitsin

SAKİN OLUN

Resim
Beynimizde sınır yoktur, tam kapasite kullanmadığımız beyin hücrelerimiz olduğu söyleniyor. Düşüncelerimiz sınırlarımızdır. Koyduğumuz amaçlara adım adım gitmek vardır yaşamımızda. Amaç belirlemenin bir stratejisi vardır. Kolye, mobilya, eğitimler alırken karar verme öncesi belirlediğimiz hep bir yol vardır.  Işınlanabildiğimizi hayal edelim. Işınlanmak da aceleye gelmez.  Ulaştığımız amacı sindirerek yaşamadıktan sonra onca çaba niye? Hiç bir dağcı tırmandığı dağın tepesine telaşla çıkmadığı gibi zirveden de hemen ayrılmak düşüncesinde değildir.  Dinlediğimiz bestenin sesinin yüksekliğinden çok, her bir enstrümanın sesi ve birbiriyle armonisinidir, zirve. Hiçbir müzisyen beste yaparken acele etmez çünkü besteyi yaşamak ister. Fazıl Say, piyanonun başında acele etmiyor. Seyirciyi sükunete davet ediyor. Notalara çağırıyor. Yaşamaya çağırıyor. Düşüncelerimizden arınmazsak notaları hissedemeyiz.  Günlerce sussuzluğumuz, damacanayı ağzımızı dayayarak içince geçmez, boğu...

DİRİNİ BEĞENMEDİLER Kİ ÖLÜNÜ BEĞENSİNLER

Resim
Jean Paul SARTRE , Cehennem “başkalarıdır” demiş  Müşfik Kenter ise "Üzülüyorsun, takma diyorlar. Kızıyorsun, değmez diyorlar. Boş veriyorsun gamsız diyorlar. Konuşuyorsun, muhatap olma diyorlar. Çekip gidiyorsun, mücadele et diyorlar. Alttan alıyorsun, tepene çıkardın diyorlar. Bağırıyorsun, sakin ol diyorlar. Aklı başında davranıyorsun, bu kadar uslu olunmaz diyorlar.. Ölünce ne diyecekler? Muhtemelen ...ölüm sana yakışmadı. Normal tabii, dirimizi beğenmediler ki ölümüzü beğensinler." demiş. Neyzen Tevfik de demiş ki: Hayat, çatlak bardaktaki suya benzer. İçsen de tükenir içmesen de. Bu yüzden hayattan tat almaya bak. Çünkü yaşasan da biteceeeek yaşamasan da... Peki, nasıl tat alacağız yaşamdan?

ZULÜM

Resim
Zulmü anlatırken zincirin betondaki sesini duyamaz olmuştu. Hangi ülkeyi anlatsa karşısına din, iktidar ve iş adamları üçgeninde kaybolan milyon dolarlar aklına dökülüyordu, kızgın, kaynar.  Kahrolsun emperyalist düzen ve iş birlikçileri diye haykırdıkça domuz bağına bir düğüm daha atıyorlardı, aynı ülkenin aynı dine mensup aynı insanları. Aynı insan gibi oysa. Neymiş üstün ırkın göstergesi burnu uzunmuş, yassı değilmiş derisi bir ton sütsüz kahve diye çüküne bağladıkları kablolar ızgara köfte gibi kokuyordu. Kayboluyordu özgürlük, milyonlar yürümüyordu meydanlarda. Tıkılı kaldığı çuvaldan eli sarkıyor kırık parmakları betona sürtünüyordu. Düşünemiyordu artık.

SESSİZLİK

Resim
Saatlarin durduğu, Televizyonların, akıllı telefonların, uçakların, beton karma ve boşaltma kamyonlarının, vinçlerin, mekanik ve elektronik ses çıkartan her ne varsa kaybolduğu, Bir vapurun sularda süzülürken dalgaların, bacasından çıkan dumanın duyulacağı bir sessizlik istiyorum.  Gece yarısı çıkmaz bir sokak kadar, Taraftarsız bir stadyumun ortasında bir çim yaprağının rüzgarda salınışı duyulacak kadar bir sessizlik, Bir arının kanat çırpışının,  İnsan mezarının dahi olmadığı balta girmemiş ormanlarındaki ağaçların kocaman yapraklarına düşen yağmur damlalarını duyacak bir sessizlik istiyorum. İktidarın ve sözde muhalefetin mikrofonlarındaki kakafonik seslerinin kısıldığı mutlak bir sessizlikten söz ediyorum. Anlatamıyorum, sesimi duyuramıyorum. Adaletin, hukukun, hakkın, onurun korunduğu mahkeme salonlarının, mutlu çocukların, özgür kadınların, ahlaklı erkeklerin seslerini Ve Anıtkabir'de Atatürk'ün yanı başında bağımsızca dalgalanan bayrağın sesini, duyabileceğim güneşin do...

ORHAN VELİ

Resim
Hüzün olmasaydı, Orhan Veli de olmazdı. Hüzün, coşku, kader el ele mısralarında ve yaşamında. Kelimelerle ölümsüz kalmak için çok erken mi yazmak lazım. Orhan Veli her anın şairi, hele de İstanbul'un Avrupa yakasında, Ortaköy'den Aşiyan'a yürürken her adım sözyaşı damlar kaldırımlara...  İSTANBUL'U DİNLİYORUM İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı Önce hafiften bir rüzgar esiyor; Yavaş yavaş sallanıyor Yapraklar ağaçlarda; Uzaklarda, çok uzaklarda, Sucuların hiç durmayan çıngırakları BEDAVA Bedava yaşıyoruz, bedava; Hava bedava, bulut bedava; Dere tepe bedava; Yağmur çamur bedava; Otomobillerin dışı, Sinemaların kapısı, Camekanlar bedava; Peynir ekmek değil ama Acı su bedava; Kelle fiyatına hürriyet, Esirlik bedava; Bedava yaşıyoruz, bedava. BENİ BU HAVALAR MAHVETTİ Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum. Eve ekmekle tuz götürmeyi; Böyle havalarda unuttum. Şiir yazma ha...