Kayıtlar

Şubat, 2024 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

3 İLETİŞİM KAZASI

İnsanları yakınlarından ayıran veya uzaklaştıran üç davranış biçimi vardır.  1) Eleştirmek 2) Manipüle etmek 3) Beyin veya zihin okumak  Karşı taraf ne yaşıyor ya da ne yaşamış bilip bilmeden kişileri eleştiriyoruz. Eleştiri yaparken eleştiri yapılan kişi o sohbette yoksa bunun adı dedikodudur. "Ben yüzüne söylerim valla," diyerek o kişi hakkında atıp tutuyoruz. Eleştirinin yapıcısı yoktur. Eleştirilmekten asla hiç kimse hoşlanmaz. Manipülasyon, tehlikelidir. Özellikle narsist kişilikler çok kullanır. Karşı tarafı durup dururken suçlu ve kötü hissettiren söz ve davranışlardır. "Beni kimse sevmiyor; Beni kimse anlamıyor; Bir şey söyleyeceğim ama kızarsın şimdi; Telefonla üç kez aradım, açmadın; Aptalca davranıyorsun; Bu evden giderim gibi gibi" Genellemeler, suçlamalar hatta tehditler. Nenem, yıllarca elinde koca bir ilaç torbasıyla gezdi. Yıllarca bir ayağım çukurda, dedi. Bazı aile bireyleri, hile yaparak diğerlerini istismar ederek, yaşamlarına türlü laflar ve oyu...

BAĞIRMA

Yaşlı bir ermiş öğrencileri ile gezinirken nehir kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Öğrencilerine dönüp “insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?” diye sormuş. Öğrencilerden biri “çünkü sükûnetimizi kaybederiz” deyince ermiş “ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden bağırırız? O kişiye söylemek istediklerimizi daha alçak bir ses tonu ile de aktarabilecekken niye bağırırız?”  diye tekrar sormuş. Öğrencilerden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış: “İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir.”  “Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır. Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur? ...

ÖLMEDEN ÖNCE ÖLEN, ÖLDÜĞÜNDE ÇÜRÜR

 #arnogruen #kendimizeihanet Ölmeden önce ölen, öldüğünde çürür. Jakop Böhme /XVI. Yüzyılda yaşamış mutasavvıf ve ilahiyatçı Şimdi etrafıma bakıyorum da bizden bekleneni yaparak kabul görmek için koşturanlar o kadar çok ki. İç huzursuzluğumuzdan kaçmak için bunu yapıyormuşuz, Arno Gruen, öyle diyor.  Onaylanmayı, kendiliğimizin amacı haline getirerek, olduğumuz gibi sevilme olanağından vazgeçiyormuşuz. O andan itibaren böyle bir sevgiye duyulan özlem, kendimizi küçük görmemizin kaynağı haline geliyormuş. Çünkü kendi duyarlılığımız için sevilmek, zayıf biri olduğumuz anlamına gelirmiş.  Çocukken uyumlu olduğumuzda sevgi verilirmiş. Hatırlayın üstümüze dökmezsek sevilirdik. Eğer annemizi seviyorsak derslerimize çalışırdık. Uslu durursak şeker kazanırdık. Şimdi AVM’de alışveriş kazanıyoruz. Anne babadan bonus kart. Sonunda anne baba küçük görülürmüş.  Kendimizle ve sevgi gereksinimizle baş edebilmek için, samimi sevgiyi hatırlatan herşeyden ve kendimizden de nefret eder...

ŞİKAYET

İş ve özel yaşamımızda kimi kime şikayet ediyorsak o kişi, diğer kişilerin gözünde önemsenir duruma gelir. Çünkü şikayet edilen kişi mağdur durumuna düşer. Genelde şikayet edilen değil şikayet eden mercek altına yatırılır ve sorgulanmaya başlar.  Şikayet eden kişi de şikayet ettiği kişiden dolayı olumsuz etkilendiğinin farkında olmaz. Şikayet ettiğimiz kişi, o ana kadar tanınmayan, sıradan biriyken sayemizde yıldızı parlar.

DOSTLUK ÜZERİNE

Dost ve arkadaş kavramları farklıdır. Dost, akraba ve hısım kavramları da farklıdır. Dost sözü günümüzde kanka sözüyle sulandırılmıştır. İnsanın ömrü boyunca iki bilemedin üç dostu olur. Dostluğun kökenin de ilkokul, ortaokul, lise, üniversite, iş yaşamı ve komşuluk ilişkilerindeki birliktelik ve paylaşım yatar, yıllarla ölçülebilir. Üç beş senelik birliktelikler dost kazandırmaz. İş arkadaşlarından dost çıkması nadir görülür. Çünkü rekabet ortamları dostluk için uygun değildir. İş yaşamında ancak arkadaş olunur. Dost bilinci, gece yarısı başına bir şey geldiğinde aradığın kişinin sana ilk sorusunda yatar. İlk soru”Neredesin?” İkinci önemli kelime de “Geliyorum,” dur. Dost, yargılamaz. Dost, paylaşır. Dost, sırdaştır. Dost, acı söyler. Dost, yol açandır. Dostluk en üst mertebedir. İnsan olan o mertebeye yükselir. Dostluk bilgelik gerektirir. Erdemli insanlardan dost çıkar. Dostluğun felsefesi derin paylaşımdır. Manevi anlamda alma verme dengesi ve güven dostlukta önemlidir. Dostluk bek...

ZÜLFÜ YÂRE DOKUNMAK

 #gündem #sosyalmedyaokuryazarlığı  Bir paylaşımınız beğenilmedi diye üzülmeyin, zülfü yâre dokunmuşsunuzdur. Jan janlı fotoğraflarla güzellikleri mi öveceğiz her zaman, insan ve insana dair sosyal içerikli eksikler fotoğrafa ve söze düşünce psikolojiniz mi bozuluyor? Gerçekler acıtıyor mu? Sevgili Eşim @duyguceritoglu dediği gibi gerçeklerle ve kendinle yüzleşmek işimize mi gelmiyor? İnsanoğlu ben de dahil eleştirilmeyi sevmeyiz. Bununla birlikte kişisel veya kurumsal yapılan evrensel yanlışlar da gündeme gelecektir. Özellikle iletişim ve özsaygı konusuna dikkat edeceğiz.  Her kimse(aile, hısım, akraba, dost, arkadaş vs.) ve her hangi kurumsa( belediye, bakanlıklıklara bağlı hizmet kurumları, hastane gibi özel kuruluşlar vs.) o zülfü yâre dokunduğunuzda taşa atılan su gibi halka halka o kişiler sizden uzaklaşır. Çünkü suya sabuna dokunmayan, aman değmesin yağlıboya diyenlerin, nemacıların, yandaş takımının ve yakınlarınız diye düşündüğünüz tanıdıklarınızın suskunluğudur...

AİT OLMAK

Zamanla pamuk ipliğine bağlı aidiyet hissim inceldiği yerden koptu. Çünkü aile dahil her tür cemaat veya topluluk bir hiyerarşi düzenine sahiptir. Zamanla hiyerarşi, mahremiyet alanına kadar girer ve yönetmeye başlar.  Hiyerarşi, bireyi kontrol etmek ve yönetmek içindir. Hiyerarşide sorgulamak yoktur. Sorulan soruların cevaplarını anlamlandırmadığımız bir yerlere bağlamak veya tartışılmayacak kuralları vardır.  Hiyerarşi, alma verme dengesini bozar.  Birileri tarafından sürekli karşılıksız verilen bir şeyler varsa borçlandırmak içindir. Borçlu hissetmek, dünyanın en acı en merhametsiz duygusudur.  Borçlandıran kurum veya kişi zamanla borçluyu köleleştirir. Borçlu insan bağımlıdır. Çünkü sürekli veren, alanı sınar. Onların istedikleri her ne varsa süreklilik başlar ve günbegün bu istekler ağırlaşır. Senin onlardan olman için onlar gibi olman istenir.  Kılık kıyafetinden oturup kalkmana kadar müdahale ve ayrımcılık başlar. Birey olman rahatsız eder. Şu soruyu sora...

İYİ

Bireylere göre, başkalarının onayladığı ve başkalarını memnun eden davranış iyi davranıştır. Bu düşünce biçimine katılmıyorum. Kime göre neye göre?  Toplumdaki değerler ve normlara göre.  Kim koydu bunları?  Öyle gelmiş böyle gidiyor.  Kanunlara göre?  Kim yazdı bunları?  Otorite.  Geç bunları adalet var mı?  Eşitlik, özgürlük, insan hakları? İyi olmak sadece kişiyi bağlar.  Çünkü iyiyiz diye herkesin bize iyi davranacağına inanmak, iyi çocuk olup başkalarından sürekli onay beklemektir, aferin yani alkış almaktır. Bireylere göre, insan onuruna yakışan ve eşit haklar sağlayan ahlak ilkelerine uygun davranış, iyi davranıştır, doğru davranıştır.

GÜNAYDIN

Sağlıklı uyanmak ne güzel. Şükürler olsun. Yaşam kolay değil insanoğlu için. Doğal afetler(deprem, sel, kasırga, insanın neden olmadığı orman yangınları, hortum), teknolojik afetler(nükleer kazalar, kimyasal patlama ve yangınlar, çevre kirliliği, sera etkisi), insan kökenli afetler(faşizm, savaşlar, terörizm) Tüm bu felaketler hepimizin başına gelebilir bununla birlikte genelde tercihlerimizi yaşarız. Beklentilerimizde boğuluruz. Hem kendimizden hem yakınlarımızdan beklentilerimizi düşük tutarsak yaşamak çok güzel😊  Amaçlar beklentilerden farklıdır. Çalışan demir ışıldar. Mücadele ruhu insanı ileri götürür. Mucizeler hazır olanlara uğrar, şans çok sessizdir, hazırsak duyarız. Yaşamak güzel.  Bir dostun en sıkıntılı anımızda yanımızda olması, evladımızın yaşamdan memnuniyeti, öğrendiğimiz bir dans, destek olduğumuz bir insanın teşekkürü. Kediler, köpekler, papatyalar, güller, kayısı ağacı, çamlar, arılar, yılanlar tüm canlılar Nameste🙂 Baharın müjdesi çiçekler? Görebiliyor mu...

YAKINSIN

Bir doğumhane  Yeni doğmuş bir bebek Hoş geldin de Sizin bebeğiniz olmasın Bir tas su dök başından Korkma İlk ürperişini seyret, yaşama. Küçük ağzın arayışı O minik elin okşadığı meme Aldığı ilk haz, izle Bir huzurevi Son nefesinde birini bul Yakınınız olmasın Elini tut,  Gözlerinin içine bak, İtiraflarını, özürlerini,  gerçekleştiremediği hayallerini  Yitirdiği her ana kulak ver. Bir gusülhane Son banyosu Köpük köpük  Ruhun bedenden temizlenişi Bir tas su dök başından Korkma Ürpermeyişini seyret.  Sonra Bir ayna bul Gözlerinin içine bak Korkma İlk ürperişinden, ilk hazzından  İtiraflarından, özürlerinden, Yaşın kadar uzaksın, Bak bak Gerçekleştiremediğin düşlerine Ne kadar yakın, ne kadar uzaksın?

MAYIS İŞÇİ VE EMEKÇİLERİN BAYRAMI

46 yıl oldu. Babam korkuyordu. Çünkü Türkiye korkutuluyordu. Taksim'e gitmememi söylemişti. 18 yaşındaydım. Gitmedim.  O gün, 1 Mayıs 1977'de Taksim'de 34 kişi ölmüştü. Yüzlerce yaralı vardı. Ölenlerden beşi kurşunla vurulmuştu. 29'u izdiham sırasında nefes alamadığı için boğularak ya da ezilerek ölmüştü. Malatya, Çorum, Kahramanmaraş katliamları, suikastlar, ODTÜ'de yaşadığımız 2 Aralık 1977 faşist rektör Hasan Tan'ın adamlarının attığı bombalar.  12 Eylül 1980 askeri darbesi şu anda yaşadığımız iktidarın temellerini atıyordu. O günden bugüne ABD ve AB ülkeleriyle işbirliği yapmış iktidarların liderlerinden hiç biri yok şimdi. Bugünler de geçecek. Sevgi ve saygı dili kazanacak.  1 Mayıs İşçi ve Emekçilerin Bayramını gönülden kutluyorum. Ahmet Tevfik Ceritoglu

YAŞASIN 1 MAYIS

Yıllardır bize yaşattıkları demokrasi maskeli seçim zulmü devam ediyor. Diken üstünde tutuyor kapitalist düzen sürekli bir baskı ile ruhunu da esir alıyor. Yönünü bilmeden koşturulduğunu hissetmek sıkıyor. Dayatılan ne varsa, yaşamı zorlaştırmak için her ne yapılıyorsa lanet ediyorsun. Yalnız kalmana bile tahammül edemiyorlar. Çünkü düşünüyorsun. Çünkü insanlık için üretiyorsun.  Yıllarca şekil değiştirip en mahrem alanlarımıza kadar girip düşüncelerimize pranga vurdular.  Kırılacak bu zincirler. Özgürlük için uyanacak dev çocuklar.  Özgürlük, vatan sevgisi kazanacak. Oyuncak tomalar, oyuncak silahlar donacak. Sevgi ve saygı dili kazanacak. “Yaşasın 1 Mayıs” diye haykıran çocuklar kırlarda bahar bayramını “taciz ve tecavüz korkusu” olmadan uçurtmalarının mavide özgürce uçuşunda kutlayacak. Ahmet Tevfik Ceritoglu

UYAN

En yakınını toprağa teslim ettiğin gece, içtiğin bir yudum suda çiğnediğin lokma boğazında düğümken bir kez daha doğarsın. İşte sana dönüşüm. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak artık. Yas günlerini sindirdiğin günler kapını çalacak akbabalar, tarlada izi olmayanlar harmanda söz sahibiymiş gibi dizilecekler karşına. Demokrat postlu dayatma kültürünü hoca bildiklerinden devir almış yüzsüzler, buz kesecekler timsah gözyaşlarıyla sallanırken. Karparov zekalı bu donuk cam gözler, sabır taşlarınla oynayacak. Şeytan hesaplar, tek taraflı aile anayasası: “Bir sana, on bana," diye bölüşecekler dünyanı. Kim neye doğdu, hiç düşündün mü? Zenginliğe doğanla esarete doğan bir mi? Eğer deden bir köle ise genlerinden torununa kalan bir urgan. Köle deyince Diyojen gelir aklıma, en son su içtiği tasından vazgeçmiş, canı pahasına yaşadığı fıçısından Koca İskender’i de def etmiş. Diyojen’in beyin hücrelerinden biri olsaydı şu beyninde kovalardın akbabaları.  Akbaba sofrasıymış; güçlü olan yaşarmış. H...

VARIM

"İyilik varoluşsal; kötülük eylemdir." Markar Eseyan İnsanları koşulsuz sevmek istiyorum. Yeryüzündeki canlıların en kutsalı olmadığımıza gönülden inanıyorum. Evrenin kuralı ekolojik anlamda yok etmek olmadığını da biliyorum.  Bir çınar, bir aslan, bir yılan, bir papatya kendi türünden veya başka bir canlıya bilerek zarar vermiyor. Döve döve öldürmüyor. Canlı canlı yakmıyor. Parça parça yapıp bavula koymuyor. Bebeklerine tecavüz etmiyor. Aç bırakarak kölesi yapmıyor. Gırlağını kesecek kadar kıskanmıyor. Evet bu gaddarlığın mutlak bir bilimsel, psikolojik veya sosyolojik açıklaması vardır. Benim gözümde hiç bir dayanağı yok.  Rahmetli babam "Bu dünya biz iyilerin sayesinde dönüyor," derdi. Dünyayı ayakta tutmak için kutsal kitapları işlerine geldiği gibi yorumlayanlara, tüm canlılara zulüm edenlere, kardeş kanı içenlere, tanrısı para olanlara savaşım var.  Son nefesime kadar bir insanın varolması için farkındalık yaratmak misyonumdur. Varım.  Ahmet Tevfik Ceritoğlu

BEDELSİZ

 ‪#farkındalık #motivasyon #iletişim  Birileri zayıf yönünüzü keşfedip(manevi olarak sevgi veya maddi olarak para)size o yönde karşılıksız yardım yapıyorsa, hak ediyormuşsunuz gibi ayinleştirilmiş bir şekilde havadan iş, kariyer ve para olanağı yaratıyorsa durup bir düşünün. Sizi ait kılıp borçlandırabilir ve mutlaka birgün bedelini ödetirler. Herhangi bir komutla sizi ya sokağa döker ya da olduğunuz kurumlarda bir eyleme sürükleyebilir. Hangi taraftan olduğunuzu dahi bilmeksizin yıkanmış beyinlerle sele kapılabilirsiniz. Bedelini, güçlü birilerine ait olmak ‬isteği yüzünden köleleşerek ağır ödeyebilirsiniz.  Kuru ekmek yiyelim, çalışalım, tutkumuz hale gelmiş zaaflarımız yüzünden insanlık onurumuzu satmayalım, hiç kimseden karşılıksız bir kibrit çöpü dahi kabul etmeyelim. Karşılıksız, sadaka gibi verilen maddi ve manevi yardımların menşeini sorgulayalım. “Hiç kimse, legal veya illegal kurum, örgüt, tarikat karşılıksız bir lira bile vermez; verir karşılığını canımızla ö...

ONDAN ŞİKAYET BUNDAN ŞİKAYET

 #motivasyon #iletişim #farkındalık #tercihler #sorumluklar #beklentiler Şikayet etmek en kolay yoldur. Aynı konudan şikayet etmek kısırdöngüye girmektir. Aynı konuda şikayet etmek güven alanımızda kalmak istediğimizi gösterir. Çünkü şikayeti bırakıp çözümü için eyleme geçtiğimizde başımıza gelebilecek yeni sorunlarla mücadele etmek istemiyoruz. Mevcut sorunların bize verdiği acıyla yaşamak bizi mutlu ediyor. Bununla birlikte şikayet ettiğimiz konular hem bizi hem de şikayeti yaptığımız kişileri karanlığa sürüklüyor. Temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp aynı konuları getiriyoruz. Çünkü çözüm odaklı değil çöpleri boşaltmak için konuşuyoruz.  Ya neden-sonuç ilişkisi üzerinden ya da zamana yayarak sorunu parçalara ayırıp çözüm aramaktan yana olmamız enerjimizi yüksek tutacaktır.  Bir arkadaşın ya da dostunla dertleşmekle şikayet etmek çok farklı eylemlerdir.  Ahmet Tevfik Ceritoglu Not: Fotoğraf internetten alıntıdır. @duyguceritoglu

EŞTEN HOBİ OLUR MU?

 #motivasyon #iletişim #farkındalık  İş ve özel yaşamızda aşırı yoğunluk ve baskının getirdiği yorgunluk, ilerleyen yaşlarda biyolojik yapıyı zorlamaya başlar. Bizleri tehdit eden hastalıklar ne yazık ki bir gecede gelmez. Kanser çok uzak değil, yanı başımızdadır.  Çikolata beni rahatlatıyor. İşte bu yanılsamalı mutluluk aynada tombul bir görüntü olarak gerçek kazanır. Kilo artışıyla başlayan mutsuzluk, iş ve özel yaşamdaki aşırı stresle birleşerek psikolojimize ayar çeken hormon salınışlarındaki matrisi bozar.  Eşimizden (yani karımızdan veya kocamızdan) veya çocuklarımızdan zaman yok. Anlıyorum. Kitap bile okuyamıyorsunuz. Zapingli televizyon, internet sörfleri, antidepresanlı terapiler, alkol veya sigaraya ayırdığımız sürelerle ömrümüz uçuyor. Çocukların okulu, ergenliği, eğitimi, gelişimi. Para? Çocukların yaşamda sağlam bir duruş kazanmaları için basketbol, yüzme, satranç, gitar kursları da var. Kolay mı?  Doğa yürüyüşünde bir iki sessiz adım, kitabın sayfa...

NEDEN

 #farkındalık #kıskançlık #kibir #mükemmeliyetçilik #şüphecilik #yalansöyleme #eleştirmek Kıskançlık-yetersizlik korkusu,  Dikbaşlılık-güçsüzlük korkusu,  Kibir-değersizlik korkusu,  Küçümseme-aşağılanma korkusu,  Mükemmeliyetçilik-onaylanmama korkusu,  Şüphecilik-çaresizlik ve güçsüzlük korkusu,  Yalan söyleme-suçlanma korkusu,  Başkalarını eleştirme- güvensizlik düzeyini gösterir.

AĞIR ÖLÜM

  Pablo Neruda Çeviren: İsmail Aksoy Ağır ağır ölür alışkanlığının kölesi olanlar, her gün aynı yoldan yürüyenler, yürüyüş biçimini hiç değiştirmeyenler, giysilerinin rengini değiştirmeye yeltenmeyenler, tanımadıklarıyla konuşmayanlar.  Ağır ağır ölür tutkudan ve duygulanımdan kaçanlar, beyaz üzerinde siyahı tercih edenler, gözleri ışıldatan ve esnemeyi gülümseyişe çeviren ve yanlışlıklarla duygulanımların karşısında onarılmış yüreği küt küt attıran bir demet duygu yerine “i” harflerinin üzerine nokta koymayı yeğleyenler.  Ağır ağır ölür işlerinde ve sevdalarında mutsuz olup da bu durumu tersine çevirmeyenler, bir düşü gerçekleştirmek adına kesinlik yerine belirsizliğe kalkışmayanlar, hayatlarında bir kez bile mantıklı bir öğüde aldırış etmeyenler.  Ağır ağır ölür yolculuğa çıkmayanlar, okumayanlar, müzik dinlemeyenler, gönlünde incelik barındırmayanlar.  Ağır ağır ölür özsaygılarını ağır ağır yok edenler, kendilerine yardım edilmesine izin vermeyenler, ne kadar...

ZAMAN ALIR

Bir insanı tanımak için dinlemek; dinlemek için konuşmak;  konuşmak için göz göze gelmek; göz göze gelmek için yola çıkmak; yola çıkmak için arkadaş olmak; arkadaş olmak için paylaşmak; paylaşmak için yaşamın içinde acıyı ve sevinci yan yana yaşamak ve sonunda da ya dost ya düşman olmak vardır.  Kaç tane düşmanınız var?

GÜLEN MAKYAJLI O ADAM

Resim sergilerinden geçen gökyüzü, Dolunay, Denizle oynuyor. Beyaz içerken geceyi Caz saksafonda. Sanki fırça tuvale küs  Deniz çekimser Dalgalar sahile vurmuyor Beyoğlu, arka sokaklar Aşk döşenmiş afişler Sıradan bir müzikal Gülen makyajlı o adam Sahnede izi var Kusmuk kokuyor eleştiriler Oysa Tanrıların senaryosu Son sayfalar eksik Aşk, kırmızı. Perde inerken Bis yok Beyoğlu  Gülen makyajlı o adam Taksi diyor Durdu dünya Ve bindi.

KEDİ

İnsanlar vardır, eğilmez bükülmez, eğitilemez. Dünyalarına da öyle kolay girilmez. Sabah serinliği, durgun deniz gibidirler. Kullandığınızı sanırsınız. Yalnız ve aptal olduğunu da düşünürsünüz. Yanılırsınız. Sıkıştırdığınızda onu, anılarınızla kalakalırsınız. ‬ Boşverin onları. Siz, en iyisi bir köpek alınız. Ahmet Tevfik Ceritoğlu

SAKİN OLUN

Beynimizde hücre çoktur, tam kapasite kullanmadığımız beyin hücrelerimiz olduğu söyleniyor. Düşüncelerimiz sınırlarımızdır.  Koyduğumuz amaçlara adım adım gitmek vardır yaşamımızda. Amaç belirlemenin bir stratejisi vardır. Kolye, mobilya, eğitimler alırken karar verme öncesi belirlediğimiz hep bir yol vardır.  Işınlanabildiğimizi hayal edelim. Işınlanmak bile aceleye gelmez.  Ulaştığımız amacı sindirerek yaşamadıktan sonra onca çaba niye? Hiç bir dağcı tırmandığı dağın tepesine telaşla çıkmadığı gibi zirveden de hemen ayrılmak düşüncesinde değildir.  Dinlediğimiz bestenin sesinin yüksekliğinden çok, her bir enstrümanın sesi ve birbiriyle armonisinidir, zirve. Hiçbir müzisyen beste yaparken acele etmez çünkü besteyi yaşamak ister. Fazıl Say, piyanonun başında acele etmiyor. Seyirciyi sükunete davet ediyor. Notalarına çağırıyor. Yaşamaya çağırıyor.  Düşüncelerimizden arınmazsak notaları hissedemeyiz.  Günlerce sussuzluğumuz, damacanayı ağzımızı dayayarak için...

ÇOCUKSUN ÇOCUK

 #çocuk #ebeveyn #eğitim #umut #içimdekiçocuk  Umuttur bir çocuğun gözleri. Sizi içine çeken bir hayal alemidir. Farkında olmadan gülümsetir dünyası. Küçük bir kürdanı araba yapar. Bir sandalyenin arkalığının incecik kenarını da yol. Masumdur, yalan söylemeyi bilmez. Fanteziler kurar, kurgularında uçar.  Güneşe dönerken yüzünü susuz bırakır bilmediğini bilmeyen ebeveynler, bağnaz eğitimciler, soldurur içindeki çocuğu. Yaylalardaki bulutlara meydan okuyan mavi bir çam gibi olacakken ulu; sus otur, çalış, ezberle, yapma, ağır başlı ol, resimde kollar o kadar uzun olmaz söylemleri ile budarlar, çürütürler yaratıcılığını. Yaşamak için hayat suyu olan kahkaha atmayı, oyun oynamayı, divan altlarında saklanmayı masallarda yaşamayı, olgun ağırbaşlı, yapay, suskun ciddiyete yeğlerim.  "Çocuksun çocuk" diye aşağılanan benliğimin gözleri hemen dolar. Kürdanın motoruna gaz verir, sandalyeden yarattığım ince uzun yollarda kaybolur, giderim.  Ahmet Tevfik Ceritoğlu

TAVUK BELGESELİ

Tavuklar ilginç hayvanlardır. Kanatları olduğu halde uçamadıklarından olsa gerek birçok atasözüne, öyküye ya da filme konu olurlar. Dişe dokunur belgesel filmleri yoktur. Tavuk, kümes, horoz, civciv, piliç, ibik, kanat, but, yumurta, tek sarılı, çift sarılı, beyaz, rafadan, omlet, tüy, gaga, bodur tavuk, vaktinden önce öten, ötmeyen ve ötemeyen horozlar. Fabrika ve köy piliçleri, farklıdır yaşama bakış açıları da. Çünkü fabrika piliçleri toplu katledilir. Soyları kırılmaz. Köy piliçlerinin nesli tükenmektedir. Bir de kent piliçleri vardır kenar mahallelerde kümeslerde yaşarlar. Ne köy ne fabrika pilicine benzerler. Genelde kent piliçlerinin kabuğunla sorunu vardır. Civcivken kümesten salındıkları bahçeyi de kabuğunu da yetişkin piliç olunca unuturlar. Aslını inkar eden, gübre eşelemeyi dahi beceremeyen,hazır yeme çabuk alışan yetişkin piliçler alıp başını giderken yola çıkıp ezilen üçüncü sayfaya haber olmuş kent piliçleridir.  Bodur tavuk her zaman piliçtir, köy kümeslerinin klişe...

ÖLÜ DOĞMUŞ ÇOCUKLARIZ

#umut #amaç #istekler #tercihler #sorumluluklar #beklentiler #öncelikler #prensipler Her sabah nereye gittiğini bilmeden bir işe giden, her akşam nereden çıktığını bilmeden bir işten çıkan, sevmediği hayatı yaşayan, sevmediği işi yapan, sevmediği kişilerle yaşayan, kalabalıkların yüzünden yaşamaya karşı, ne bir sevgi, ne de bir sevgisizlik işareti olmadan gelip geçen, her akşam evinin dört duvarı arasına sanki bir mezara girermiş gibi giren, gecelerini bir sıkıntı yorganının altında yalnız ya da yanındaki yabancı gövdeyle geçiren; bütün ölü kentlerin, ölü doğmuş çocukları. Size bu ölü yaşamı hazırlayan “burjuvazidir” ve bu acımasız oyunun varlığını siz izin verdiğiniz sürece sürecektir. Maksim GORKİ --- Gorki'inin ifadelerini fark ettiğimde kırkbir yaşındaydım, İstanbul'dan Ankara'ya kamburumla göç etmiştim. Ellibeş yaşında arkama dolanmış emperyalist düzenin kispetine vurdum, umutla Ankara'dan İzmir'e göç ettik. Üç yıldır kendimde kaldım. Şimdi bu kaçıştan kalan em...

İŞTE ÖYLE

Bir sandal salınır  Pusulasız, tek kürek  Maviliğin ortası  Dudaklarda acı tuz Bir iner bir kalkar kürekle  atar yürek Ne deniz, ne gökyüzü İşte öyle bir şey.

ÖZGÜR İRADE

Sınırlarımla 2000 yılında yüzleşmeye başladım. Özgür irademin farkına vardığım yıl ise 2006, özgür irademin prangasının ucundaki ağır gülleyi çözebilmem 2014, pranganın halkası ve zincirinden kurtulmam ise 2019.  Özgür iradenizin farkında değilseniz dayatılmış ve öğrenilmiş sınırlarınızda kafesteki bir arslan gibi kendi etrafınızda döner durursunuz. Özgür iradesinin farkına varan insanlar sevdikleri işi yaparken, sevdikleri ve sevildikleri insanların da farkına varırlar hem maddi hem manevi tatmin yaşarlar. Özgür iradeniz olduğunu ne kadar erken fark ederseniz o kadar çabuk hayallerinize kavuşursunuz. 

PINAR NE OLDU?

 #mutluluk #mutsuzluk #farkındalık "İnsanların mutlulukları ya da mutsuzlukları, kaderin olduğu kadar da karakterlerinin eseridir." La Rochefoucauld Mutsuzluk bir tercih midir? Mutsuzluk bir yatırım mıdır? Çocukluğumuzdan itibaren bize mutsuz olmak öğretildi. Mutsuz ve hasta görün; ilgi çek, kazan. Çocukluğumuzda gerçek hastalık sırasında gördüğümüz ilgi ve her dediğimizin yerine gelmesinden sonra şunu anlarız; mutsuz gözüktüğümüz an kral da ece de biziz.  Alışveriş merkezlerinde haftasonları yüzüstü yatmış başını yere vuran veya anne babayı terk edip bir köşeye çekilmiş çocuklar gözlemliyorum. Mutlu çocuk yok. Mutsuz görünüp kazanan çocuk çok. Cem Yılmaz, bir standup gösterisinde sorar: 'Kim iyi araba sesi taklidi yapabilir,' diye. Seyircilerden biri atlar ve araba sesi takliti yapar. Yanındaki sevgilisi Pınar’da buna çok bozulur. Oyun boyunca Pınar somurtur konuşmaz. Cem Yılmaz’a odaklanan erkeğinin sevgilisine ilgisi azalmış Pınar buna kızmış olabilir mi? Oyun bite...

GÜN-AYDIN

Galeano'yu tanıyor musunuz? Ben tanımıyorum. Feridun Andaç hocanın bir makalesini okurken rastladım. Diyor ki " Bazen neşe kederden daha çok cesaret istiyor."  Sabahın karanlığına buruk uyandım.  “Dalgalarla boğuşan bir tekne ile hiç seyahat ettiniz mi? Çocuktum iki kez öyle bir teknede seyahat ettim. Etrafımda çığlık atan, kusan, dalgaların keyfinde olan, korkudan güvertede birbirine sarılmış oturan insanlarla yolculuk yaparken kaptanı hiç düşünmemiştim.  Siz düşündünüz mü?  Ara bir limana yanaşıp korkan ya da hastalanan yolcuları indirip kalan yolcularla dalgaları yararak rotasında giden bir kaptan...  Ya ikinci kaptanlar, tayfalar...  Tekne, gemi, translantikler... Denizle şaka olmaz. Rüzgarı, denizi ve insanı bileceksin. O yüzden kaptanları sever ve saygı duyarım. Ne yaptıklarını iyi bilirler. Eksik bilgi, tekneyi batırır. Endişe ve karamsarlık yazılmayan kaptanın seyir defteri, kaptanın tek dostudur.  Kaptanlar yalnızd...

SAKİN

Beynimizde sınır yoktur, tam kapasite kullanmadığımız beyin hücrelerimiz olduğu söyleniyor. Düşüncelerimiz sınırlarımızdır. Koyduğumuz amaçlara adım adım gitmek vardır yaşamımızda. Amaç belirlemenin bir stratejisi vardır. Kolye, mobilya, eğitimler alırken karar verme öncesi belirlediğimiz hep bir yol vardır.  Işınlanabildiğimizi hayal edelim. Işınlanmak da aceleye gelmez.  Ulaştığımız amacı sindirerek yaşamadıktan sonra onca çaba niye? Hiç bir dağcı tırmandığı dağın tepesine telaşla çıkmadığı gibi zirveden de hemen ayrılmak düşüncesinde değildir.  Dinlediğimiz bestenin sesinin yüksekliğinden çok, her bir enstrümanın sesi ve birbiriyle armonisinidir, zirve. Hiçbir müzisyen beste yaparken acele etmez çünkü besteyi yaşamak ister. Fazıl Say, piyanonun başında acele etmiyor. Seyirciyi sükunete davet ediyor. Notalara çağırıyor. Yaşamaya çağırıyor. Düşüncelerimizden arınmazsak notaları hissedemeyiz.  Günlerce sussuzluğumuz, damacanayı ağzımızı dayayarak içince geçmez, boğu...

NE DEĞİŞTİ?

 📸 @atevfikceritoglu  #datcada #datçada #datçaburgaz  #datca #datça #datcagunlukleri #deniz #denizkeyfi #yürüyüş #çöpatma #çevredostu #çevrekirliliği #palamutbükü #kargıkoyu #knidos #aktur #eskidatça #muğla #egedenizi #akdeniz  2018’de bugün paylaşmıştım.  Bu yıl da bu görüntüler değişmedi, çöplüğün pisliğin üzerine ayrıca yerlerde maske ve eldivenler de vardı. Sonuç: Türkiye’de 18 yıldır bir ahlâk sorunu yaşanmaktadır. Yaz bitti, Ege ve Akdeniz kıyıları şimdi sakin kendine gelmeye çalışıyor. Sonbaharın etkisiyle sahiller, rüzgâr ve yağmurla birlikte organik pisliklerinden arınacaktır. Ya kaybolmayan, plastik atıklar, piknik yerlerinde çalı diplerine sokuşturulmuş, oraya buraya fırlatılmış denize atılmış pet şişeler, cam şişeler, poşetli poşetsiz kakalı çocuk bezleri, teneke kutular, hazır yemek ambalajları ne olacak? Georgis Milias der ki: “Biz de turistiz sadece öbür turistlerle aynı olmadığımıza inanma...

HAYAL

Hayal kurmak tam kelime karşılığı nedir? Zihinde tasarlanan, canlandırılan ve gerçekleşmesi özlenen şey, düş, imge, hülya... Kimler hayal kurar? Kedinizin bir hayali var mı? Sizin? Hayallerinin peşinden giden bir insan kendini özgür hisseder mi?  Devlet hayal kurmaya karışır mı? Emperyalist düzen hayallerimize pranga vurabilir mi?  Kiradan bir kurtulsak bir hayal mi? İsveç, Fransa da kiradan kurtulsak diye hayal kuran insanlar var mı? Kimbilir? Bir ev bir de araba. Kredi tuzağında tüketilen kıpkısa bir ömür. İnsan tek başına mı hayal kurar? Devlet tek başına hayal kurmamıza izin verir mi? Ne o öyle boş boş hayal kurmak. Şimdi sen "Birey, hayal derken sanata bağlayacaksın." Sanattan özgür düşünceye. Yok öyle hayal filan. Peki, ailelerin ortak bir hayali olur mu? Olur. Ev almak, daha iyi ev almak, daha daha iyi ev almak, yazlık almak, daha iyi yazlık almak... Başka? Araba... Tatile çıkmak.  Mesela bizim aileden bir ressam çıksa diye orta...

BORÇLANDIRILIYORUZ

İnternetten bir fotoğraf ve bir alıntı:  İnsan doğasının en ilginç özelliklerinden biri, birisinden bir şey alındığı zaman karşılık verme ihtiyacı duyulmasıdır.  Yaklaşık kırk yıl önce yapılan bir araştırmada, tanımadığı kişilere yeni yılda tebrik kartı gönderen bir profesör, gönderdiği kişilerin büyük çoğunluğundan karşılık kutlama kartları almıştır. İnsanlar sadece tebrik kartlarına değil, almayı düşünmedikleri hediyelere, katılmak istemedikleri davetlere, beklemedikleri jestlere duydukları borçluluk hissi nedeniyle karşılık verme eğilimindedirler.  Bunun temelinin insanlık tarihine uzandığını ileri süren antropologlar da vardır. Bu duyguyu bilimsel görünüş altında, dünyada en çok istismar eden ilaç pazarlama şirketleridir. • SADECE İLAÇ FİRMALARI MI? • SÜPER MARKETLER(Kasaya gittiğimizde 50₺ aşarsanız, bir kilo un bedava, koş tamamla 50₺) • İLETİŞİM SEKTÖRÜ (GB kazanmak istiyorsanız, çarkı döndürün ya da akıl...

BAĞIMLI

Uyuşturucu bağımlısı insanları nasıl  anlarız? Olamadıkları yaşam özlemi içinde dumanla başlarlar içmeye ve içmek için de satmaya. Evden para çalmaya başlarlar. Anaya, babaya, kardeşe, eşine para bul diye baskı yaparlar. Tehdit ederler, döverler, evdeki eşyalara zarar verir, kırarlar. Merhamet duygusunu yitirmeye başlarlar. Aile içinde en zayıf halkayı bulurlar ve o halkayla diğer aile fertleri üzerinde baskı kurarlar. Parayı bul, nasıl bulursan bul yeter ki bul'dur sloganları.  Sürekli yalan söylerler ve birilerini suçlarlar.  Bir gün bakarsınız, altlarında araç, bellerinde silah. Çeteye dahil olurlar. Bağımlı satıcı olmuşlardır. Çok kısa sürer bu rüya, zirveden birden düşerler, çünkü çete içinde rekabet kaçınılmazdır. Tekrar o zayıf halkaya kesin dönüş yaparlar.  Bağımlıların kaybedecek birşeyleri yoktur. Her yol mubahtır. Para vermeyen aile bireylerinin sırlarını açıklamak, öldürmek ve yok etmekle tehdit ederler. ...

İKİLİLER

ANNE-OĞUL Doğururken ittifak kurarlar babaya karşı. Oğul genelde annenin neşesi ve maşasıdır. Sevgi üzerine entrika kurgusu ile yaşarlar karşılıklı. Oğul sayısı, iktidarın değişmezi annenin kılıçlarıdır adeta. Babasız günlerin güvencesidir oğul. BABA-OĞUL Biri diğerinin aynadaki görüntüsüdür sanki bu yüzden ezeli ve ebedi bir rekabet içindedir. Uzlaşamaz ve birbirlerine genelde sarılmazlar. Hangisi önce ölürse, unutulmaz olur kalan için.  BABA-KIZ Baba için kız evlat, baba için annesinin devamıdır. Kız evlat için baba aşk tanrısı, baba için kızı prensestir. Birbirlerine olan sevgileri aile içinde çekilir bir durum değildir. ANNE-KIZ Sahip olduğumuz iyi veya kötü davranış biçimini çoğunu annelerimizden öğreniriz. Kıskançlığı, kavgayı, dedikoduyu, merhamet etmeyi, saygı ve sevgi göstermeyi, hoşgörü ve gülümsemeyi de.  Bir de anne karnındaki süre ve genler var. Hani derler ya armut, dibine düşer.  KAYINVALİDE-DAMAT...

EGOLAR ALMIYORUM

"Hiçbir insanın ömrü başka bir insanın egosunu taşıyacak kadar uzun değildir." Paulo Coelho 1965 yılı hatırlarım Ortaköy’de kumaştan yapılmış çuval sırtında eskiciler gezerdi. Eskimiş kumaş takım elbise en çok taleb ettikleri eşyaydı. Terzilerin emekle diktiği İngiliz kumaşı takım elbiseleri ters yüz ederek dakikalarca incelerlerdi. Sanki antika alıyorlardı. Dedemin en çok sohbet ettiği esnaflardandı, eskiciler.  Dedem eskilerinden zor ayrılırdı. Eskicilerde ikna etme kabiliyeti yüksekti. Hatırlarım bir eskici fiyat verir ve o fiyattan inmez, pazarlık etmezdi. Dakikalarca yıpratan bir pazarlık olurdu. Tamam beyim der almadan giderlerdi. Bir saat sonra başka bir eskici damlardı sokağa. Bir önceki fiyatın biraz altında verirdi dakikalarca pazarlık sürerdi, dedem takım elbisesiyle zor vedalaşırdı, taktik tutar ikinci eskici alırdı takım elbiseyi. İşte bu eskiciler sokağa girince şöyle bağırıyordu: “Eskiler alıyorum,” Egolar alıyorum diye yıllarca ...

S*KTİR EDİN

Kendinizi birilerine karşı sürekli borçlu, suçlu, bağımlı hissediyorsanız, dikkat. Onlar her kimse zayıf yönünüzü biliyorlar ve manipüle ediyorlar. Sizinle oynuyorlar.  Hakkınız yendiği halde borçlu, haklı olduğunuz halde birçok konuda suçlu hissetmenizi sağlıyorlar. Onlar her zaman zeytinyağ gibi suyun üzerine çıkarlar.  Siz aradıkça üzerine düştükçe azıyorlar sizi bir fare gibi kemiriyorlar. Onlar her zaman haklıdır.  Eş, akraba, hısım ya da arkadaşsa bu kişiler aranızdaki varolmayan duygusal bağı varmış gibi kullanılar.  Maddi veya manevi borçlandırarak manipüle ederler. Kendinizi sevmenize ve saygı duymanıza engel olurlar. Özsaygınızı ve özgüveninizi sarsarlar. Sebepsiz ağrılarınızın nedenidirler. S*ktir edin. Yakanızı kurtarın. Onlarsız da yaşabilirsiniz. Edemiyorsanız destek alınız. 

ANI YAŞAMAK NEDİR?

İnsanlar genelde yaşadıkları keyifli anın tadına varamaz hatta söylemleriyle o anı kaçırır, kaçırtır zehreder.  Örnek, mehtabı seyretmeye gitmişlerdir, derler ki: "Niçin daha önce mehtap seyretmeye gelmedik?" Ya da "Neden daha sık mehtap seyretmeye gitmiyoruz?"  O sırada da parlement mavisi gökyüzünde kocaman sarımsı kızıl ayın görüntüsü bir anda geçer ve gökyüzüne beyazımsı dolunay asılı kalır. Oysa ne demiş Münir Nurettin Selçuk:  "Aheste çek kürekleri mehtap uyanmasın Bir âlem-i hayale dalan ab uyanmasın Aguş-u nevbaharda habidedir cihan sürsün sabah-ı haşre kadar hab uyanmasın Dursun bu musiki semavi içinde saz leyl-i tarabda bir dahi mızrab uyanmasın aman Ey gül sükuta varmayı emreyle bülbüle Gülşende mest-u zevk olan ahbap uyanmasın Değmez kemal uyanmaya ikmal-i ömriçün aman Varsın bu uykudan dil-i bitap, dil-i bitap uyanmasın, ah uyanmasın" Fotoğraflar ve şarkı sözleri internetten alıntıdır.

SÜRGÜN

Tarihte birçok filozof, iktidarlar tarafından ya sürgüne gönderilmiş ya da öldürülmüş. Düşünen ve sorgulayan insanlar, yüzyıllardır günümüzde de ya sürgüne zorlanır ya da katledilir.  Seneca, annesi Helvia'ya ya sürgünün o kadar da kötü olmadığını mekân değişikliğinden başka bir şey değil demiş. Malından, mülkünden, dostlarından mahrum bırakıldığını Seneca kabul eder bununla birlikte bizi zengin kılan aklımız yanımızda der. Seneca, sürgünde yazmış, okumuş ve doğayla ilgilenmiş. Sürgün gitmekten farklı olarak birinden, bir şeylerden ya da kendinden kaçarak bir yerlere gitmek geldi aklıma. Yine aklın yanındadır ama maymun da sırtındadır. Her neden, niçin kaçıyorsak yani maymun her kim ve her neyse onunla yüzleşmek zorunlu gidişi önleyebilir.  Dünyanın ucuna da gitsek maymun bizledir ve sorun çıkarmaya devam edecektir. Kendinizi sürgüne gönderirken maymunu hatırlayınız. Çünkü yaşamınıza katlanma becerinizi o maymun yok eder. Bize yaşam sevinci veren ve zengin kılan aklımızla o m...

MASKENİ ÇIKAR

"Tebdili mekanda ferahlık var," derler ya. En çok nereye gitmek istiyorsan al başını git buralardan. İlk üç gün doğayı dinle, kuşların cıvıltısını, dalganın kıyıya vuruşunu, rüzgârın tenindeki serin ürpertisini hisset, okaliptusların üst dallarındaki yaprakların dansını dinle, duymuyor musun? İç sesini kıs. Her sabah güneşin doğuşuna uyan, yürü, güneşin batışında da yürü. Sonra ki günler yürüyüşlerine devam et, dönüşlerinde bir deftere “Neredeyim ben,” diye yaz ve aklına her ne geliyorsa dök içini. “Kimim ben,” sorusuna yanıt ara, yine yaz. “Ne oluyor burada,” diye sor ve aklına ilk gelenleri yaz. Yürümeye devam et, güneşin doğuşunu ve batışını selamla. Nefesini hisset. On beş günün sonunda da “Gerçekten ne istiyorum," diye sor. Gerçekten ne istiyorsun," kolay bir soru değil, biliyorum. Göz açıp kapatana kadar onbeş gün de geçen yıllar gibi aktı. "Kaç yaşındasın," düşünmeye devam et, dönüş yolunda.  Eski mekanına güven alanına döndün. Değil mi? Eğer gerç...