SOKAK ÇOCUĞU

Ben bir sokak çocuğuyum. Hayır, evden kaçıp tiner koklayıp köprü altlarına yatan çarpık şehirleşmenin eşitsizlik ilkesinde mutsuz, terkedilmiş, kaybolmuş, unutulmuş bugün kullanılan anlamında bir sokak çocuğu değilim. Çocukluğumun en güzel günlerini sokaklarda oynayarak geçirdim. Bugün bir iki cümleyi bir araya getirip bir öykü yazdığımda veya bir sokak fotoğrafı çektiğimde okuyucu veya izleyici bir ironiye rastlıyabiliyorsa bir sokak çocuğu olmam yüzündendir. 

Babaannem balkondan yarı beline kadar sarkıp "Kör olmayasıcanın torunu eve gel artık, sokak çocuğu oldun başıma, akşam ezanı okundu. Namaza duracağım." diye bağırırdı.

İstanbul, Ortaköy, Dereboyu, Şafak sokağının "Şu direğe kadar ne olur!" diye arkadaşın bisikletini kaçıran, top taşın üstünden geçti goldü değildi diye yarım saat futbol kritiği yapan, kırık bir cam parçasıyla güneşi kızların gözüne tutan, çitlembik ağacının minik meyvelerini mermi gibi atan küçük bir dal parçasının içini oyup pompalı oyuncak yapan, camilerde mevlut şekeri için bir büyüğün peşine takılıp mevlüt dinleyen, kilise bahçesinde papaz kovalayana kadar oynayan, Ermeni kadın komşumuzun ekmeğe yoğurt sürüp şeker döküp aç kaldınız diye kolladığı, sokağa kimin babası girdiyse ayağa kalkan, Çamlıset ve  Barbaros yazlık sinemalarında gördüğümüz her filmden sonra yarı çıplak Fındık'ın bahçesinde Tarzan, tahta tabancalı kovboy, komşuların tavuğundan yolduğumuz tüylerle yüzü boyalı Kızılderili ya da kalın bir daldan belinde kılıç Malkaçoğlu olan sokak çocuklarından biriyim. 

Her biri bir sokak öyküsü ya da fotoğrafı, değil mi?

Bayramlar da ayrı bir keyifti. Atlıkarıncalar, dönmedolaplar, maytaplar, mantar tabancaları. İnce bir cıtaya sarılı macunlar, pamuk şekerler, elma şekerleri, upuzun sopalar üstünde yürüyen tahta bacaklı palyoçalar... Ramazan veya Kurban Bayramlarında sokağımızda komşumuz yaşlı Rum teyzelerin elini de öperdik. Mendil içinde lokum ve harçlık verirler, saçımızı okşarlar:" Ne kadar büyüdünüz,"derlerdi. Boyalı yumurta günleri de vardı sokağımızın. 

Milli bayramlarda okul bahçesine tüm veliler, dedeler, nineler, torunlar toplaşırdık. Babaannemi, bir elinde Türk Bayrağı bir elinde ben hatırlarım. Hatta ben, her merasim sonrası "Okula gideceğim," diye tutturdugumu bile hatırlıyorum. Okuldan çıkan bando takımı, mehter takımı, halk oyunları ekibi sokaklarda gezerdi. Bizim sokaktan geçerken tüm komşular pencerelerde, sokak kapılarının eşiklerinde bayraklarla alkışlardı. Biz sokak çocukları da arkalarında onlar hangi sokak biz o sokak takip ederdik.  

Sokak kültüründen kareler, kareler... İlkokula başladığım süre içinde dostluğu, büyüğe küçüğe sevgiyi, merhamet duygusunu, kıskançlığı, paylaşmayı, kavgayı, küsü, barışı, karşı cinsi, hemcinsi, kediyi, köpeği, sokağın delisini, efendisini, muhtarı, hocayı, papazı, ağacı, bostanı, kır çiçeklerini, papatyaları, gelinciği, karşı balkonda komşumuz Asuman Abla'dan ilk aşkı, komşu komşu diye kulaktan kulağa haberi ben Şafak Sokak'ta öğrendim. 

Evet, ben kör olmayasıcanın torunu bir sokak çocuğuyum.





Yorumlar

  1. Ben de Tevfik Üstad, bende...
    Bu birikimleri yaşayanlar geleceğe aydınlık olabiliyor...
    Gittikçe azalıyor Sokak Çocukları...

    Umudumu bu yüzden yitiriyorum...

    YanıtlaSil
  2. Ben de o şanslı sokak çocuklarından biriyim...

    YanıtlaSil
  3. Ben de ben de, sokak çocuğuyum. Annem bağırırdı gel artık içeri baban gelecek.. Aç susuz korkudan eve gitmezdim, annem göndermez tekrar diye. Top oynamak, dalya yapmak, ip atlamak daha keyifliydi. Eve gitmenin ölçütü zamanı, yıldızlardı. Bir yıldız çıkar alacakaranlıkta hadi bir daha, bir yıldız daha ahhh o günlerde ne kıymetliydi zaman. Şimdi yine aynı hızla devam, yine en kıymetli anları alıp götürüyor....

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

BİLİYORUZ DA KONUŞUYORUZ

HIRSIZ

İSTİYORUM