GENE BEKLERİZ

Villaların önü ölü deniz. Martılar, durgun denizi tahrik eden dalışlar yapıp çılgınca haykırıyor. Karabataklar sessiz bir dalıp çıkıyor. Sanki bir eylem hazırlığı içinde kargalar, martılara slogan atıp karaya çağırıyor. Eskiden daha da güzel iki kadın, disiplinli yürüyüşte, her adımda kalçadan fırlatıyorlar kalorileri. Fosforlu kırmızı, mor, sarı markalı insanlar koşuyor Bostanlı sahilinde. Göbekli, kazara kaplumbağa gibi devrilseler sırt üstü, kalkmaları zor dört adam da yüruyor. Dalgasız denizin dinginliğine kocaman bağırıyorlar, gülüyorlar, yürüyorlar. Serçeler ürküyor. Kumrular aniden havalanıyor. 

Tam donanımlı dağcı bisikletli gençler "yoldan yoldan drink drink," diyorlar, diyorlar da bisiklet yolu, yaya dolu. 
Villaların çatıları yağmurdan birikmiş sulara yansıyor. Az ilerde soğuktan kendine sarınmış iki köpek bize göz kapaklarını kaldırıp indiriyor. 

Balıkçı barınağı da göründü. Kayıklar yorgun üşümüş, üzerlerinde zıplayan yavru kedilere kayıtsız. Kayıkların hemen yanında mangalda balıklar, duman attırıyor. Başındaki balıkçının gözlerindeki yaş, elindeki yelpaze olmuş kartona damlıyor. Mangalın etrafı kayıkçı barınağının müdavimleri, birbirine tırsak, temkinli köpekler ve kedilerle çevrili.
Canımız çekiyor. Burnumuzu çekiyoruz. Balıkçılar kafa çekiyor. Gözlerimiz az ötede dizlerine kadar çizmeli balıkçılara takılıyor. Biri karada diğeri kayıkta ağlarını gerdiriyor, temizledikleri ağları, kayıkta biriktiriyorlar.

Hızlanıyoruz; acıktık mı ne? Fotoğraf da çeken zeki telefonlara manken edalı üç balıkçıl, kayıkların arasından süzülüyor. Denizdeki kazığın üstünde kanatlarını açmış bir karabatak güneşe selama geçmiş, uyuyor.
Henüz güneşin ısıtamadığı sandalyelere çöküyoruz titreyerek. Ekmek arası balıklar vuruyor yosun tutmuş masaya marullu ve soğanlı. Tam son lokma hareketlenirken boğazımıza tayfadan kesin dönüş yapmış garson, ince belli dilberleri çay kaşıkları içinde bırakıyor masaya. Şekere diyet olunca çınlayarak boşa dönüyor çay kaşıkları. Şekersiz dilber olur mu, oluyormuş. Bir kahve, sade olsun diyor yan masadan biri.
Deniz dibimizde. Keyifle üşüyen elimizi kaldırıp "Hesap," diyoruz. Eski tayfa yeni garsonun reisi olsa gerek "İskele alabanda" diyor kasaya. Masada değil kasada ödeme.

Arkamızda kalıyor Mavişehir, balıkçı barınağı, kayıklar, balıkçıllar, martılar, karabataklar, markalı renkli kadınlar, göbekli adamlar ve dağcı bisikletliler. Barınakta halat çözen bir kayığın motor sesi de uzaklaşıyor. Belediye otobüsüne doğru koşarken birden duruyoruz; "Gene bekleriz," demiş miydi garson görünümlü tayfa? 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

BİLİYORUZ DA KONUŞUYORUZ

HIRSIZ

İSTİYORUM